Bebek yukarıda saydığımız tüm bu faaliyetleri arasında uyur da. Yaşamanın ilk zamanlarında oldukça uzundur bu uyku süreleri. Gününün yaklaşık 20 saatini uykuda geçirir. Anne çoğu kez, bebeğin bu halini görüp kaygılanır. Bir yetişkini korkuyla yerinden hoplatan gürültü, beşiğinin hemen üzerinde yakılan bir ışık, hatta kış uykusuna yatmış bir hayvanı bile uyandırabilecek şiddette uyarılar onda hiç bir tepki yapmaz. Arada bir yüzünüzü buruşturmanın dışında hiç istifini bozmadan uyumaya devam eder. Derken ortalıkta çıt bile çıkmadığı halde birden keyfi kaçar uyanır ve yaygarayı basar.
Kısaca bebek dış dünyadan gelen uyarılar karşısında fazla duyarlı değildir. Bebeklerin gözle görülmeyen bir perde örneği, olağanüstü bir duyarsızlıkla korunduğu söylenebilir. Bu da kendisi için hiç de huzurlu olmayan bir dünyada sakin sakin yaşamasına olanak veren büyük bir avantajdır. Ancak dıştan gelen uyarılara bu denli duyarsız olmasına karşın, içten, yani organizmasından gelen uyarılara karşı fazlasıyla hassastır. Barsağının bir hareketi ya da hafif bir pozisyon değişikliği, dünyası allak bullak olmuşçasına sarsar onu.
Daha önce de söylediğimiz gibi, yeni doğmuş bebeğin duyu organları henüz gelişmiş değildir. Bu nedenle, uyarılmaları da zordur, örneğin; yeni doğmuş bebeğin, acıyı fazla duymadığı söylenir. Bazı dinlerde, birkaç günlükken sünnet edilen bebeğin, müdahaleye anastesisiz katlanabilmesi, bu inanışı getiren etkenlerden biridir. Ancak bu arada yetişkinlerin, acının bilincinde olduklarını, onu belleğine kaydettiklerini, hayal gücünün etkisiyle başlamasını beklediklerini ve korkuyu çoğu kez, gözlerinde büyüttüklerini unutuyoruz. Yeni doğmuş bebekte bu yoktur. Ama olmaması, acıyı duymadığı anlamına gelmez. Annesi, sıcacık göğsüne bastırdığı, ya da ılık bir banyo suyuna yatırdığı zaman, sakinleştiği için bebeğin soğuktan rahatsız olduğu söylenir. Burada anne göğsünün ya da sıcak suyun bebeği gevşettiğini, rahmin içindekiyle kıyaslanabilir bir sükunet ve huzur verdiğini hatırlamalıyız.
Annesinin göğsüne yaslandığında ya da sıcak banyo küvetine yatırıldığında bebekte ruhsal bir denge hissi, rahatlıktan ileri gelen hoş duygular doğmaktadır.
Bebeğin ağzının tadını bilmesi de genellikle şaşırtır bizi. Karnı aç olduğu zamanlar, papatya suyundan süte, çaydan suya varıncaya kadar her türlü sıvıyı kana kana İçer. Ama karnı doydu mu, güçlük çıkarmaya başlar, beğenmediği şeyi tükürür, herhangi bir şeyi bir diğerine yeğ tuttuğunu açıkça belli eder. Birkaç damla limon suyu içirdiğinizde feci şekilde yüzünü buruşturur, ama sütünü verdiğinizde, mutluluğu yüzünden akar. Bütün bunlar, bebeğin tad alma duygusunun bulunduğunu ve bu duygunun hiç de sanıldığı kadar ilkel olmadığını göstermektedir.
iÅŸitme duygusu da iÅŸler haldedir. Ama Allah’tan ki pek hassas sayılmaz. Trafik gürültüsü, televizyon, kardeÅŸlerinin oyunu ve konukların gevezelikleri, yeni doÄŸmuÅŸ bebeÄŸi genellikle rahatsız etmez. Ama, odasında tabanca patlatılsa uyanır doÄŸal olarak…
Sıra geldi en önemli soruya: Bebek bizleri görür mü? Ya da neyi görür?
Evet, bizi görür, Gölgeleri, ışığı seçebilir. Ama şimdilik bukadarı gelir elinden. Yeni doğmuş bebek, özellikle cisimlere bakmak yeteneğinden yoksundur. Gözleri, hareketlerini denetleme yeteneğine henüz erişememiştir. Bebeğinizin zaman zaman, şaşı baktığını gördükçe üzüntüye kapılabilirsiniz. Korkmayın, öyle kalmayacaktır. Şu anda göz yuvarlaklarını yönlendirmeyi başaramadığından ara sıra gözleri kaymaktadır. Şimdilik sizi tanıyabilirle durumunda değildir. Bildiğimiz kadarıyla, yeni doğmuş bebek, bir pencere ile lambayı ayırt etme yeteneğinden bile yoksundur. Bu dönemde yalnızca, bir ışık kaynağı dikkatini çekmektedir.
Yeni doğmuş bir bebeğin duygularından sözetmek kuşkusuz çok zor bir olay. Ancak, bazı duyguları, hem de çok yoğun olarak hissettiğini söyleyebiliriz. Bu gerçeği yalnız anne-babalar değil, bebeğin yakın çevresinde olan herkes bilmek zorundadır: Bebek doğar doğmaz, hatta doğmadan önce, hoşnutluk ve hoşnutsuzluğu bilmektedir. Yani, bir psikolojisi vardır. Bir bebeği anlamaya ve ona yardım etmeye çalışmak için bu gerçeği hesaba katmak ilk koşuldur.
YENİ DOĞMUŞ BEBEK NELER DÜŞÜNÜR? (PSİKOLOJİSİ)
Bebeğin minicik aklından neler geçer acaba? O, biz yetişkinler gibi, kendisiyle dünyanın geri kalan kısmı arasındaki ayırımın henüz bilincinde değildir, örneğin; başımıza bir çekiçle vurulacak olsa, bizden bir parça olarak, başımızın acıdığını hissederiz. Yani acının bilincine varırız. Oysa, çekiçle vurma, dış dünyadan, yani bizim dışımızdan gelen bir olaydır. Yeni doğmuş bebek için durum farklıdır. Çekiç darbesi ve acı, onun ne içinde, ne de dışındadır. Yalnızca acı vardır onun için. Bir başka deyişle yeni doğmuş bebek, bir yandan dünya, diğer bir yanda da kendisinin olduğunu bilemez. Bu ayırımı yapamamaktadır henüz.
Bebeğin dünyası da onunla birlikte doğar. Olaya yeni doğmuş bebeğin görüş açısından bakarsak, onunla dünya tek bir varlıktır. Doğum anından itibaren bebek-dünya varolmuştur. Ancak, bu varoluş bebek için ilk zamanlar hiç de zevkli değildir. Aksine, sinirlidir bebek. Küçük dünyasında, pekçok şey yolunda gitmemektedir, yorgundur, gereksinmeleri vardır. Eh, bunlarda minik konuğumuzu kusursuz etmeye yeter de artar değil mi? Doğumdan hemen sonra, bebeğin duyduğu hisleri, terkedilmişlik, yalnızlık, ve korku şeklinde özetleyebiliriz.
Ancak, ilk günlerin huzursuzluÄŸundan sonra, yepyeni bir unsur katılır yaÅŸamına: zevk ve hoÅŸnutluk. Emme olayının ilkel bir zevk duygusuyla baÄŸlantılı olduÄŸu, bugün tartışmasız, herkesçe kabul edilen bir gerçek. Emmek, bebek için basit bir refleksten daha derin, anlamlı bir olay. Emmeyle birlikte çok önemli bir olay gerçekleÅŸmektedir. Bebek zevk verici bir ÅŸeyi içine katmaya, o zevkle özdeÅŸleÅŸmeye çalışmaktadır, iÅŸte bebeÄŸin yaÅŸamındaki ilk ayırım. Bu andan itibaren zevki kendine katmaya, hoÅŸnutsuzluk verici ÅŸeyleri ise, kendinden uzaklaÅŸtırmaya çalışacaktır. Bu arada kendinden bazı ÅŸeyleri de reddedecektir, örneÄŸin; onu rahatsız eden organlarını. Buna karşın, dış dünyanın hoÅŸuna giden bir bölümünü, örneÄŸin, annesinin memesini, kendi içine alacaktır. Böyle o\unca, evren, yeni doÄŸmuÅŸ bebek için, biri kendi, diÄŸeri ise, dış dünya olmak üzere deÄŸil, zevk (kl “dıştan da gelse ona aittir) ve hoÅŸnutsuzluk (ki kendisinden doÄŸsa da ona yabancıdır) ÅŸeklinde iki bölüme ayrılacaktır.
Yeni doğmuş bebeğin bu tutumu: İyiyi kendine katma, kötüyü ise, reddetme eğilimi, kendisiyle dış dünya arasındaki ayrımın ilk tohumunu oluşturmaktadır. Başlangıçta, yalnızca, bir İçgüdüden ibaret olan unsurlar, örneğin emme ile özdeşleşme ve dışkıyı kendinden atma, yavaş yavaş psikolojik plana da kayacak, bebeğin kendine katma eğiliminde olduğu şeyler onunla, dışındakiler ise, onu çevreleyen dünyayla özdeşleşecektlr. Aylardan sonra erişeceği bu noktada bebek, artık kimliğinin, bir başka deyişle, bağımsız bir kişi olarak varlığının bilincinde olacaktır.
Zevk duygusu, yani emmek, yeni doÄŸmuÅŸ bebekte, daha önce, “terkedilmiÅŸlik ve yalnızlık” olarak tanımladığımız duyguyu siler. Åžimdi ona ait, özdeÅŸleÅŸeceÄŸi bir ÅŸeyi vardır. Buna, “arkadaÅŸ” da diyebiliriz. Hayat yolculuÄŸunda kendisine bir arkadaÅŸ edinmiÅŸtir. Bu da sizsiniz, annesi…
YENİ DOĞMUŞ BEBEĞİN KİŞİLİĞİ
BebeÄŸin karnı acıktığında, öfkelendiÄŸinde ya da acı çektiÄŸinde, farklı biçimlerde aÄŸladığını söyledik. Ancak bu, karnı acıkan bütün bebeklerin, aynı ÅŸekilde, aynı tonda aÄŸladığı, öfke, acı ve hastalık aÄŸlamalarının da tüm bebekler için belirli kalıpları olduÄŸu anlamına gelmez tabii. Her bebeÄŸin çeÅŸitli durumlarda, kendine özgü bir aÄŸlama biçimi vardır. Belirli davranışlarının kendine has olduÄŸu gibi…
Genç anneler, bazen bebekleri, “çok kötü” ya da, “fazla iyi” olduÄŸu için kaygılanırlar. Gerçekte kötü ya da iyi bebek yoktur. Her bebeÄŸin, kendine has bir karakter ve davranış biçimi vardır, ikinci bebeÄŸinizi doÄŸurduysanız, ilki gibi davranmasını beklemeyin, iki kardeÅŸ birbirlerinden bütünüyle farklı olabilirler.
Kimi bebek sakindir. Sürekli uyur, meme emme zamanı gelince, hafif hafif mırıldanıp, homurdanmakla yetinir. Bir de heyecanlı bebekler vardır. Karınları tokken, görünürde belli bir rahatsızlıkları yokken de bağırıp, ağlarlar, kıvranırlar. Çok basit olaylara bile şiddetli tepki gösterirler.
Kısaca özetlersek, doğum anından itibaren bebek kendine özgü tavırlar edinir, yani kişiliği gelişmeye başları..
Peki, bebekler arasındaki bu denli büyük davranış farklılıklarının sebebi nedir? Kişilik özelliklerinin kısmen kalıtsal olduğu, hepimizin bildiği bir gerçek. Daha önce de belirttiğim gibi, çocuğun biri bir özelliği, diğeri de tamamen başka bir özelliği kalıtım yoluyla edinebilir. Kısaca bir genelleme yapacak olursak, bebeğin kişiliğinin belirli bazı yönlerinin anne-babadan geçen genetik mirastan oluştuğunu anlayabiliriz. Ancak, diğer bir takım özellikler, çevrenin etkisiyle biçimlenir. Hamileliğin gidişi, yani ana rahmi içindeki yaşam koşulları, arkasından doğum sonrasındaki ilk olaylar ve ilk hayati mekanizmaların bunda büyük rolü vardır. Örneğin, anne-babanın yeni doğan bebeği karşılayış biçimi bile büyük önem taşır. Gereğinden fazla kaygı, aşırı bir ruhsal gerilim, abartmalı bir korku, küçüğün davranışlarını belirli ölçülerde etkiler. Bebeğin huysuzluğu çoğu kez, anne-babanın endişelerinin yansımasından başka bir şey değildir.
İlginç bir soru daha: Yeni doğmuş bebek, deneyimlerini, duygularını iletebilecek düzeyde midir? Evet, bunu yapabilir, yapmaktadır da. Ancak, bu olay bir şey iletmek arzusunda olduğu anlamına gelmez. Haberleşebileceği birisi olduğunu bilmez ki.. Yine de olaylara çeşitli biçimlerde tepki gösterir. Biz de bu tepki farklılıklarına bakarak, verdiği mesajı, belli ölçüler içinde çözebiliriz.
Tepkilerini İletme konusunda, bebeğin faydalandığı en önemli araç, sesi, yani ağlamasıdır. Dikkat ederseniz, ağlaması her zaman aynı değildir. Ağlarken, sesinin bazı tonlarının belirli bir anlamı olduğunu farkedersiniz. çeşitli durumları anlatan en azından üç değişik ağlama biçimi vardır.
1. Açlık ve Rahatsızlık Anlatan Ağlama:
Çok yaygın bir aÄŸlama biçimi olduÄŸundan, bundan böyle evinizin normal gürültüleri arasına girecektir. Bebek, yemek zamanından az önce aÄŸlarsa, büyük bir olasılıkla karnı acıkmıştır. Yemekten sonra yine aÄŸlarsa, belki karnı yeterince doymamıştır. Ancak, aÄŸ-lamasıyla açlık arasında her zaman baÄŸlantı kurmak yanlıştır. Altını ıslattığından, üstü fazla örtülü olduÄŸundan, midesinde gaz bulunduÄŸundan, bunun gibi birçok farklı nedenden aÄŸlayabilir. Bu durumda, ona yiyecek vermek hiç bir ÅŸeyi çözümlemez. YavrucaÄŸa hazımsızlık çektirmekten baÅŸka…
Bu nedenle, “aç olduÄŸu için aÄŸladığına” karar vermeden önce, tüm rahhatsızlık nedenlerini gidermeye çalışın: Altını deÄŸiÅŸtirin, ellerinin hararetine bakın, (elleri sıcaksa, fazla örtülü demektir) geÄŸirtmeye çalışın, çarÅŸafındaki buruÅŸuklukların rahatsız edip etmediÄŸini kontrol edin, çok kısa bir süre için kucağınıza alın, bir iki kaşık sıcak su içirin. OlaÄŸan dışı bir ÅŸey farketmezseniz, gerçekten karnı acıkmış demektir.
2. Acıdan İleri Gelen Ağlama:
Bu, açlık ya da rahatsızlık ağlamasından çok daha şiddetli bir ağlama şeklidir. Bebek, avazı çıktığı kadar haykırır, sürekli hareket eder, kıpırdanır, kıpkırmızı kesilir, hatta morarır. Bazen kriz raddesine gelerek, soluğu kesilir. Kimi zaman acının nedeni bellidir, örneğin iğne yapılmıştır. Bu durumda acısı geçinceye dek, ağlayacaktır. Ancak, bazan ne olup bittiğini bile anlayamazsınız, bebekte bu tür ağlamanın nedeni çoğu kez, önemli bir hastalık olmayan, ama çok ağrı yapan kulak iltihabıdır, öfke ağlaması da acı ağlaması kadar kuvvetlidir. Bebek dilediği gibi hareket edemediği, ya da acıkıp uzun süre süt beklediği için sinirlenip ağlayabilir.
3. Ağır Hastalık Ağlaması:
Bu ağlama şekli, insanı aldatabilir. Sakin ve zayıf çıkar bebeğin sesi. Ağlamadan çok, iniltiye benzer. Bazan o kadar hafiftir ki duyamazsınız bile. Bu kötü bir belirtidir. Bebek cıyak cıyak bağırdığında, genellikle ciddi bir sorun olmaz. Ama hafif hafif inliyorsa, işte o zaman dikkatli olmak gerekir. Bebek, artık ağlamak gücünü bile bulamayacak kadar ağır hasta olabilir.
Bebek odası hazırlıkları yapılırken öncelikle bebeğin konforu ve güvenliği düşünülmelidir. Tabii ki zevk ve fiyat da seçimde önemlidir ancak bebeğinizin rahat etmesi ve güvenle büyümesi için dikkat edilmesi gereken öncelikler gözönüne alınmalıdır. Ayrıca bebek odaları nın büyüklüğü , aldığı ışık ve havadarlığı da bebek sağlığı açısından önemlidir.
Bebek Odasının Konumu ve Havadarlığı
Tercihen bebek odaları kuzey ya da güney yönlerine konumlandırılmamalıdır. Kuzey yönü kışın soğuk olabilirken, güney yönü de yazın çok sıcak olabilir. Bebek odası mümkün olduğunca ortalama 20 derece sıcaklıkta olmalıdır. İyi havalandırılabilecek bir oda tercih edilmelidir. Gerekirse ısı ya da ses yalıtımıyla bebeğin rahat etmesi sağlanmalıdır.
Bebek Odası Duvar Süslemeleri
Bebek Odalarında kullanılan boyalar su bazlı tercih edilmelidir. Fazla kimyasal kullanmamaya gayret edinilmelidir. Boya yerine duvar kağıdı tercih edilebilir.
Kullanılacak renkler ; pastel renkler sakinleştirici etkiye sahip olduğundan tercih edilebilir. Koyu ya da cırtlak renkler uyarıcı etki yaptığından bebeğin uyumasını zorlaştırabilir. Kırmızı renk duvarlarda tercih edilmese de mobilya gibi birkaç eşyada dengeli olarak kullanılırsa odaya canlılık katabilir.
Bebek Odası Lambaları:
Aydınlatma mümkün olduğunca doğal ışık kaynaklarıyla sağlanmalıdır. Bu nedenle odanın iyi ışık alması tercih edilir. Kullanılacak aydınlatma sisteminde ışık seviyesinin ayarlanabilmesi bebeğin gözünü yormamak için idealdir. Tavandan aydınlatma daha güvenlidir.
Kullanılacak Malzeme
Bebek odasının zemininde kullanılacak malzemede de yine doğallık koşulunun geçerli kılınması en sağlıklı çözümdür. Doğal ve sıcak bir malzeme olan masif ahşap mümkünse ilk tercih olmalıdır. Halı, toz ve mikroorganizma biriktirebileceğinden, temizliği zor olacağından bebekte alerjik hastalıklara sebep olabilmektedir. Ancak piyasada bebek odaları için özel yapım halılar üreten firmalar da bulunmaktadır. Taş kökenli malzeme ise soğukluğundan dolayı tercih edilmemektedir. Burada önemli olan ekonomiklik sınırları içerisinde, hijyen koşullarını sağlayan, kullanım ömrü uzun malzemelerin tercih edilmesidir.
Bebek Odası Mobilyası
Odada bulunması gereken donanımlar, çıkarılan istek ve ihtiyaç listesine göre belirlenir. Mobilyaların çeşitliliği ve ebatları ise odanın büyüklüğüne göre değişebilmektedir. Öncelikle kullanım alanı en verimli olacak şekilde yerleştirilmelidirle r. Genellikle yatak, gözlem kolaylığı sağlaması açısından odaya hakim bir yerde konumlandırılır. Diğer mobilyalar da yatağa göre uygun olarak yerleşebilirler. Bunlar genellikle istek ve gereksinmelere bağlı olarak boyutlanacak bir elbise dolabı, şifoniyer, bakım masası, oyun sandığından meydana gelmekle birlikte, odada yaratılacak atmosfere ve alanın genişliğine göre bunlara raflar, isim panoları, askılar ve anne için bir koltuk da eklenebilir. Önemli olan malzemelerin kalitesidir. Ucuz mobilya malzemeleri ve cilaları sağlığa zararlı olacağı gibi, mobilyaların ekonomik ömrünü dolayısıyla performanslarını da azaltacaktır. Eğer mobilya malzemesi olarak ağaç uygulanamıyorsa, markalı ve sertifikalı, sağlığa uygun, kanserojen madde (kurşun) içermeyen ve kokusuz boyalar tercih edilmelidir. 0-3 yaş grubu bebek odalarındaki mobilyaların tasarımında dikkat edilmesi gereken bir husus da alınacak güvenlik önlemleridir. Bu önlemler mobilyaların detaylarında yapılacak ufak rötuşlardır. Örneğin, mobilyalarda sivri köşelerden ve sivri köşeli aksesuarlardan kaçınılmalıdır. Çekmecelerde kullanılacak ray sistemlerinin kendiliğinden yavaşlayarak kapanmasını sağlayan özellikteki fren mekanizmalarından oluşmasına dikkat edilmelidir.
Bebek Karyolası:
Karyolanın derinliği, bebek oturana ve tutunarak ayağa kalkana kadar, daha sonra yataktan düşmesini önlemek üzere ayarlanabilir olmalı, parmaklıkları dikey ve parmaklıklar arası mesafe bebeğin kolu veya bacağı sıkışmayacak kadar sıklıkta olmalıdır. Bazı bebek karyolalarının alt kısmında çekmeceler bulunmaktadır. Altlarında çekmece olan karyolalarda ileride yatağın aşağıya indirilerek korkuluk yüksekliğinin artırılması mümkün olmamaktadır. Ancak oda alanınız yetersiz ise ya da fazla çekmeceye ihtiyacınız varsa, bebek karyolasının altını çekmece olarak kullanmak durumunda kalabilirsiniz.
Bu bağlamda karyolanın alt kısmı boyunca uzun tek bir çekmecenin esneme yapabileceği düşünülerek, iki ya da üç adet çekmece tercih edilmelidir. Bir de büyüyen karyola dediğimiz, ayak ucuna monte edilmiş komodinlerin kaldırılmasıyla genç odasına dönüşebilen karyola modelleri vardır. İlk bakışta ekonomik bir kullanım olanağı sağladığı düşünülse de, kapladığı yerin büyük olması, ayak ucundaki komodinlere bebeğinizin parmaklarını sıkıştırması ve üzerine tırmanma riskine açık olması gibi özellikleri tehlike yaratmaktadır. Eğer büyüyen karyolada karar kıldıysanız, içine koyacağınız yatağın da ilerisi düşünülerek büyük alınmasında ekonomik yönden yarar vardır. Ancak büyük yatak koyulduğunda da sık sık çıkarıp havalandırmak, lastikli çarşaf kullanmak mümkün olmayacaktır. Karyola ve yatak bebek tarafından en çok kullanılan, dolayısıyla en çok yıpranacak eşyalardır, bu bağlamda genç odası olarak kullanılacağı zaman öncelikle bir tadilat işleminden geçirilmesi gerekeceği unutulmamalıdır. Bazen bu modüllerin değiştirilmesinin tadilatlarından daha avantajlı ve ekonomik olacağı da olasıdır. Yatak seçiminde, mümkünse anti bakteriyel ve doğal kauçuktan imal edilmiş lateks yataklar tercih edilmelidir. Ancak daha ekonomik olan orta sertlikte yarı ortopedik yataklar da ihtiyacınıza cevap verecektir.
Önemli olan yatağın karyolaya tam oturmasıdır. Yatağın daha temiz kalması açısından yıkanabilir yatak koruyucular kullanılabilir. Çarşafları ve nevresim takımlarının mutlaka %100 pamuklu kumaştan olmasına dikkat edilmelidir. Ancak alt açma minderinin kumaş olması pek tercih edilmemelidir. Çünkü günde birkaç kez kullanılacağı için sık sık kirlenecek ve yıkanması gerekecektir. Bu işlemlerin sürekliliğinde ise çabuk yıpranması kaçınılmazdır. Piyasada bulunan kumaş olmayan plastik, silinebilir malzemelerden olan alt açma minderleri daha kullanışlı olacaktır.
Bakım masası ya da alt açma ünitesinin yeri ise genellikle şifoniyerin üstü olarak düzenlenmektedir. Karyola ve şifoniyerden başka bebek odasındaki önemli bir ünite de elbise dolabıdır. Elbise dolabı da yine yukarıda bahsedilen kaliteli malzeme özelliklerine sahip ve kullanıcı gereksinmelerine uygun olarak tasarlanmalıdır. Kapak ve çekmecelerinin diğer modüllerde de geçerli olduğu gibi rahat açılıp kapanan, hafif yapıda olmalarına, kulplarında bebeğe zarar verecek sivri köşeler olmamasına dikkat edilmelidir. Mobilyalarda fazla girinti çıkıntı, fazla toz birikmesine yol açacağından mümkün olduğunca düz, sade hatlar tercih edilmelidir.
Bebek odası hazırlıkları yapılırken öncelikle bebeğin konforu ve güvenliği düşünülmelidir. Tabii ki zevk ve fiyat da seçimde önemlidir ancak bebeğinizin rahat etmesi ve güvenle büyümesi için dikkat edilmesi gereken öncelikler gözönüne alınmalıdır. Ayrıca bebek odaları nın büyüklüğü , aldığı ışık ve havadarlığı da bebek sağlığı açısından önemlidir.
Bebek Odasının Konumu ve Havadarlığı
Tercihen bebek odaları kuzey ya da güney yönlerine konumlandırılmamalıdır. Kuzey yönü kışın soğuk olabilirken, güney yönü de yazın çok sıcak olabilir. Bebek odası mümkün olduğunca ortalama 20 derece sıcaklıkta olmalıdır. İyi havalandırılabilecek bir oda tercih edilmelidir. Gerekirse ısı ya da ses yalıtımıyla bebeğin rahat etmesi sağlanmalıdır.
Bebek Odası Duvar Süslemeleri
Bebek Odalarında kullanılan boyalar su bazlı tercih edilmelidir. Fazla kimyasal kullanmamaya gayret edinilmelidir. Boya yerine duvar kağıdı tercih edilebilir.
Kullanılacak renkler ; pastel renkler sakinleştirici etkiye sahip olduğundan tercih edilebilir. Koyu ya da cırtlak renkler uyarıcı etki yaptığından bebeğin uyumasını zorlaştırabilir. Kırmızı renk duvarlarda tercih edilmese de mobilya gibi birkaç eşyada dengeli olarak kullanılırsa odaya canlılık katabilir.
Bebek Odası Lambaları:
Aydınlatma mümkün olduğunca doğal ışık kaynaklarıyla sağlanmalıdır. Bu nedenle odanın iyi ışık alması tercih edilir. Kullanılacak aydınlatma sisteminde ışık seviyesinin ayarlanabilmesi bebeğin gözünü yormamak için idealdir. Tavandan aydınlatma daha güvenlidir.
Kullanılacak Malzeme
Bebek odasının zemininde kullanılacak malzemede de yine doğallık koşulunun geçerli kılınması en sağlıklı çözümdür. Doğal ve sıcak bir malzeme olan masif ahşap mümkünse ilk tercih olmalıdır. Halı, toz ve mikroorganizma biriktirebileceğinden, temizliği zor olacağından bebekte alerjik hastalıklara sebep olabilmektedir. Ancak piyasada bebek odaları için özel yapım halılar üreten firmalar da bulunmaktadır. Taş kökenli malzeme ise soğukluğundan dolayı tercih edilmemektedir. Burada önemli olan ekonomiklik sınırları içerisinde, hijyen koşullarını sağlayan, kullanım ömrü uzun malzemelerin tercih edilmesidir.
Bebek Odası Mobilyası
Odada bulunması gereken donanımlar, çıkarılan istek ve ihtiyaç listesine göre belirlenir. Mobilyaların çeşitliliği ve ebatları ise odanın büyüklüğüne göre değişebilmektedir. Öncelikle kullanım alanı en verimli olacak şekilde yerleştirilmelidirle r. Genellikle yatak, gözlem kolaylığı sağlaması açısından odaya hakim bir yerde konumlandırılır. Diğer mobilyalar da yatağa göre uygun olarak yerleşebilirler. Bunlar genellikle istek ve gereksinmelere bağlı olarak boyutlanacak bir elbise dolabı, şifoniyer, bakım masası, oyun sandığından meydana gelmekle birlikte, odada yaratılacak atmosfere ve alanın genişliğine göre bunlara raflar, isim panoları, askılar ve anne için bir koltuk da eklenebilir. Önemli olan malzemelerin kalitesidir. Ucuz mobilya malzemeleri ve cilaları sağlığa zararlı olacağı gibi, mobilyaların ekonomik ömrünü dolayısıyla performanslarını da azaltacaktır. Eğer mobilya malzemesi olarak ağaç uygulanamıyorsa, markalı ve sertifikalı, sağlığa uygun, kanserojen madde (kurşun) içermeyen ve kokusuz boyalar tercih edilmelidir. 0-3 yaş grubu bebek odalarındaki mobilyaların tasarımında dikkat edilmesi gereken bir husus da alınacak güvenlik önlemleridir. Bu önlemler mobilyaların detaylarında yapılacak ufak rötuşlardır. Örneğin, mobilyalarda sivri köşelerden ve sivri köşeli aksesuarlardan kaçınılmalıdır. Çekmecelerde kullanılacak ray sistemlerinin kendiliğinden yavaşlayarak kapanmasını sağlayan özellikteki fren mekanizmalarından oluşmasına dikkat edilmelidir.
Bebek Karyolası:
Karyolanın derinliği, bebek oturana ve tutunarak ayağa kalkana kadar, daha sonra yataktan düşmesini önlemek üzere ayarlanabilir olmalı, parmaklıkları dikey ve parmaklıklar arası mesafe bebeğin kolu veya bacağı sıkışmayacak kadar sıklıkta olmalıdır. Bazı bebek karyolalarının alt kısmında çekmeceler bulunmaktadır. Altlarında çekmece olan karyolalarda ileride yatağın aşağıya indirilerek korkuluk yüksekliğinin artırılması mümkün olmamaktadır. Ancak oda alanınız yetersiz ise ya da fazla çekmeceye ihtiyacınız varsa, bebek karyolasının altını çekmece olarak kullanmak durumunda kalabilirsiniz.
Bu bağlamda karyolanın alt kısmı boyunca uzun tek bir çekmecenin esneme yapabileceği düşünülerek, iki ya da üç adet çekmece tercih edilmelidir. Bir de büyüyen karyola dediğimiz, ayak ucuna monte edilmiş komodinlerin kaldırılmasıyla genç odasına dönüşebilen karyola modelleri vardır. İlk bakışta ekonomik bir kullanım olanağı sağladığı düşünülse de, kapladığı yerin büyük olması, ayak ucundaki komodinlere bebeğinizin parmaklarını sıkıştırması ve üzerine tırmanma riskine açık olması gibi özellikleri tehlike yaratmaktadır. Eğer büyüyen karyolada karar kıldıysanız, içine koyacağınız yatağın da ilerisi düşünülerek büyük alınmasında ekonomik yönden yarar vardır. Ancak büyük yatak koyulduğunda da sık sık çıkarıp havalandırmak, lastikli çarşaf kullanmak mümkün olmayacaktır. Karyola ve yatak bebek tarafından en çok kullanılan, dolayısıyla en çok yıpranacak eşyalardır, bu bağlamda genç odası olarak kullanılacağı zaman öncelikle bir tadilat işleminden geçirilmesi gerekeceği unutulmamalıdır. Bazen bu modüllerin değiştirilmesinin tadilatlarından daha avantajlı ve ekonomik olacağı da olasıdır. Yatak seçiminde, mümkünse anti bakteriyel ve doğal kauçuktan imal edilmiş lateks yataklar tercih edilmelidir. Ancak daha ekonomik olan orta sertlikte yarı ortopedik yataklar da ihtiyacınıza cevap verecektir.
Önemli olan yatağın karyolaya tam oturmasıdır. Yatağın daha temiz kalması açısından yıkanabilir yatak koruyucular kullanılabilir. Çarşafları ve nevresim takımlarının mutlaka %100 pamuklu kumaştan olmasına dikkat edilmelidir. Ancak alt açma minderinin kumaş olması pek tercih edilmemelidir. Çünkü günde birkaç kez kullanılacağı için sık sık kirlenecek ve yıkanması gerekecektir. Bu işlemlerin sürekliliğinde ise çabuk yıpranması kaçınılmazdır. Piyasada bulunan kumaş olmayan plastik, silinebilir malzemelerden olan alt açma minderleri daha kullanışlı olacaktır.
Bakım masası ya da alt açma ünitesinin yeri ise genellikle şifoniyerin üstü olarak düzenlenmektedir. Karyola ve şifoniyerden başka bebek odasındaki önemli bir ünite de elbise dolabıdır. Elbise dolabı da yine yukarıda bahsedilen kaliteli malzeme özelliklerine sahip ve kullanıcı gereksinmelerine uygun olarak tasarlanmalıdır. Kapak ve çekmecelerinin diğer modüllerde de geçerli olduğu gibi rahat açılıp kapanan, hafif yapıda olmalarına, kulplarında bebeğe zarar verecek sivri köşeler olmamasına dikkat edilmelidir. Mobilyalarda fazla girinti çıkıntı, fazla toz birikmesine yol açacağından mümkün olduğunca düz, sade hatlar tercih edilmelidir.
Bebeğiniz ağlama sebebi açlık değilse ve ayaklarını daha çok yukarıya doğru çekerek ağlıyorsa buna gaz sancıları sebep olabilir.Bebeklerin çok sık ve düzensiz beslenmeleri gaz sancılarını arttırabilir.ekerli su verilmesi, emziklerin bala veya pekmeze batırılması, çok erken ek besinlere başlanması, meyve ve meyve sularının gereğinden fazla verilmesi, yeterince olgunlaşmamış meyvelerde gaz sancılarını arttırır.Bebeğin kundaklanarak veya sarılarak hareket kabiliyetinin kısıtlanması, altının uzun süre ıslak bırakılması,bebeğe gereğinden fazla su içirilmesi,Uzun süre ağzı açık kalmış şuruplar, açıkta kalan yiyecekler (özellikle süt ve sütlü olanlar) da basit mikrobik kontaminasyonlar sonucu gaz sancısına neden olabilir.
Aşağıdaki makalede bebeklerde gaz sancıları ve bu konuda yapılması gerekenler hakkında bilgiler bulabilirsiniz.
Durmadan aÄŸlıyorsa…
Eğer bebeğiniz bir günde 3 saatten, haftada 3 günden fazla ağlıyorsa ve acısının tıbbi olarak bir açıklaması yoksa yani sağlıklı ise, bunun nedeni gaz problemidir. Bebeklerde açlık ve ağrıya bağlı olmayan ve açıklanamayan ağlama nöbetlerine kolik deniyor. Ağlama nöbetleri 1-2 saat devam eder ve bebekler bu dönemler arasında iyi görünür. Gaz sancısı olan bir bebek, ağlama nöbeti sırasında bütün kuvvetini tüketecek şekilde, durmak bilmeden ve teselli edilemeyecek şekilde ağlar. Çoğu bebeğin ağlama veya susmalarının açık bir nedeni yoktur.
KoliÄŸin nedeni
Peki kolik denen gaz sancıları neden oluyor? BebeÄŸiniz neden bu kadar aÄŸlıyor? Maalesef, kimse bunun tam olarak neden olduÄŸunu bilmiyor, ancak kolik saÄŸlıklı ve 5 ayın altındaki yenidoÄŸanların yüzde 10-25′inde görülüyor. Kolik, bir hastalık deÄŸildir, sadece bebekte saÄŸlıklı olmasına raÄŸmen gaz sancısı nedeniyle teselli edilemeyen bir aÄŸlama ÅŸeklinde görülüyor.
Gazlı bebek, rahatsız olduğunu gösteren hareketlerde bulunur. Bunlar: Bacaklarını uzatır ya da kendine doğru çeker. Bunu gazı çıkarmak için yapar. Ağlar ve huzursuzluk duyar. Bebeğinize günün herhangi bir saati rahatsızlık verebilir. Ama daha çok akşam saatleri ile gece yarısı ortaya çıkar. Gaz, sıklıkla uyumasını geciktirir ve gece uyanmalarına neden olur. Gazlı bebekler genelde hassas mizaçlı, ilgi isteyen ve çok daha kolay uyanan karakterdeki bebeklerdir. Bazen anne-babalar bu durumdan kendilerini sorumlu hissedebilirler, ancak bebekte kolik gelişmesi kötü anne-baba olduğunuzu kesinlikle göstermez, bu nedenle kendinizi suçlamayın.
Nedeni ne olursa olsun kolikli bir bebekte çığlık atar şekilde ani başlayan ve teselli edilemeyen bir ağlama şekli görülür. Gaz sancısı sırasında vücudu gerginleşir, sırtını geriye doğru büker, yüzü kızarır, el ve ayakları hafifçe morarabilir.
Ne kadar devam eder?
Genellikle 2-4 hafta arasında kolik belirtileri kendini gösterir. BebeÄŸin aÄŸlamaları 6-8 hafta arasında ÅŸiddetlenir. En iyi tarafı da sonsuza kadar sürmeyecek olmasıdır. AÄŸlamalar 2. veya 3. ayda azalmaya baÅŸlar, kolikli bebeklerin yüzde 90′ı dördüncü aylarında düzelirler.
Bebeğinize nasıl yardım edebilirsiniz?
Öncelikle derin nefesler alın ve rahat olmaya çalışın. Sakin ve nazikçe yapılan hareketler bebeğinizi rahatlatacak en iyi yaklaşımdır. Koliğin muhtemel sebeplerine göre yaklaşım tarzınızı şöyle belirleyebilirsiniz:
1- Bebeğinizin merkezi sinir sistemi tam olarak gelişmemiş olabilir ve dünyadaki gürültülere henüz hazır olmayabilir. Bu durumda bebekler üçüncü haftanın sonunda dış uyaranlara karşı daha uyanık olurlar ve sinir sistemi, istenmeyen bir davranış olan ağlamaya engel olamaz. Uyaran bombardımanı altındaki bebek, akşam saatlerinde iyice gergin ve uyarılmış olur. Bebeğinizi rahat ettirmeniz önemlidir. Ne zaman ağlarsa bebeğinizi kucağınıza alın ve onunla konuşarak veya şarkı söyleyerek onu yatıştırın. İlk 4 ayda bebeğiniz kucağa alışacak diye endişelenmeyin.
2- Sallanan bir koltukta bebeğinize sarılabilir, onu beşiğinde sallayabilir veya sallanan anakucağına koyabilirsiniz. Onu ince bir battaniye ile sararsamz veya kanguru ile önünüze asarak onunula dans ederseniz bebeğiniz daha az ağlayacaktır. Bebeğinizi karnınızın, dizinizin veya sıcak su torbasının üzerine yatırabilirsiniz. Sırtına hafif, ritmik hareketlerle vurarak masaj yapabilirsiniz. Kanguruya, ana kucağına veya pusetine koyarak yürüyüşe çıkabilirsiniz. Temiz hava ve ritmik hareketler bebeğinizin sakinleşmesine ve uykuya dalmasına yardım edecektir. Devamlı bir sese maruz kalacağı araba gezintisi de yapabilirsiniz. Bebeğiniz ile birlikte duş alabilirsiniz.
3- Bebeğinizin mide-bağırsak sistemi henüz tam olgunlaşmamış olabilir. Bebeğinizin özellikle beslendikten sonra gazının veya ağrısının olup olmadığına dikkat edin. Eğer gazı varsa gazının çıkarılmaya ihtiyacı vardır. Emziriyorsanız veya biberonla besliyorsanız ara ara gazını çıkartın. Biberonla besleniyorsa hava yutmadığından emin olun ve emziğinin uygun boyutta olmasına dikkat edin. Biberon büyük ise hızlı beslenmesine, küçük ise hava yutmasına sebep olacaktır. Hava yutmasını azaltan özel biberonlar denevebilirsiniz. Beslenme sonrasında bir süre sessiz ve hareketsiz kalmasına özen gösterin, evirip çevirmekten kaçının. Rezene, papatya gibi çaylar gaz sancısını hafifleten ve bebeği rahatlatan bitki özleridir. Doktorunuza danışarak bu çayları deneyebilirsiniz.
4- Bebeğinizin anne sütü içindeki bazı maddelere reaksiyonu olabilir. Anne sütü alıyorsa doktorunuza danışarak diyetinizi değiştirmeniz faydalı olabilir. Böylece bebeğinizin daha az ağladığını göreceksiniz. Baharatlı yiyecekler, buğday gibi lifli tahıllar, kabuklu yemişler, fasulye, karnabahar, lahana, brüksel lahanası, brokoli, soğan, sarımsak, çilek ve kahveyi diyetinizden çıkarmalısınız. Eğer bebekte ishal, kusma, egzama, hırıltı veya ailede inek sütü alerjisi varsa annenin aldığı inek sütüne bebeğin de alerjisi olabilir. Eğer emziriyorsanız 1 hafta süreyle inek sütü içmeyin ve inek sütü içeren peynir, yoğurt ve dondurma gibi yiyecekler yemeyin. Bu sürede bebeğinizin koliği azalırsa bu besinleri çok az tüketmelisiniz. Eğer hazır mama veriyorsanız ve bebeğinizde alerji belirtileri varsa 1 hafta süreyle hipoallerjik olan mamalardan birini veya soya içeren mamalar vermeyi deneyebilirsiniz. Bu konuda doktorunuza danışmalısınız.
5- Bebeğiniz kaprisli, hassas ve tepkili olabilir. Birkaç hafta erken doğan prematüre bebeklerin sakinleştirilmesi daha zordur. Eğer hiçbir şey işe yaramıyorsa doğal olarak endişelenmeye başlarsınız. Anne-babada endişe, sinirlilik ve kızgınlık olursa bebeği sakinleştirmekte daha çok zorlanabilirler, bebek sizdeki gerginliği hissederek daha huzursuz hale gelebilir ve sakinleşmesi daha zor olabilir. Eğer kendinizi gergin hissetmeye başladıysanız, mola vermeniz önemlidir. Kendi sağlığınıza da dikkat etmelisiniz. Günde en az 1 kez gündüz de uyumaya çalışın.
6- Kolikli bir bebeğin bakımını iki kişinin üstlenmesi daha uygun olur. Eşiniz veya güvendiğiniz bir kişiden bebeğinize bakmasını isteyebilirsiniz. Siz de bu arada sakin bir odada dinlenebilir veya uzun bir banyo yapabilirsiniz. Veya bir süre evden uzaklaşabilirsiniz, temiz hava almak ve zihninizi dinlendirmek size enerji verir. Eğer yardım alabileceğiniz kimse yoksa; bebeğinizle birlikte yürüyüşe çıkabilir ve temiz hava alabilirsiniz, içinde bulunduğunuz durumla ilgili her gün bir arkadaşınızla konuşabilir ve endişelerinizi paylaşabilirsiniz.
Sık yapılan yanlışlar ve yapılması gerekenler
. Eğer emziriyorsanız kesmeyin. Her ağladığında emzirmeyin veya biberon vermeyin. Ağlama nedenlerinden biri de karnının aç olmasıdır, ancak son 1-2 saatte yeterli beslendiyse tekrar beslemeyin.
. Bebeğiniz ağladığı zaman kucağa alınmasına ihtiyacı vardır, ancak ağlamadığı zamanlarda kucağa almayın.
. Bebeğinizi uyuması için sürekli sallıyorsanız, bu durum bebeğiniz için vazgeçilmez bir alışkanlık olacaktır. Bunu önlemek için bebeğinizin uykusu geldiğinde ve ağlamadığı her zaman onu yatağına koyun. Böylece rahat pozisyon almayı ve uyumayı öğrenir. Ağlamıyorsa uyuması için sallamayın ve emzirmeyin. Kolik önlenemez ancak uyku sonınu önlenebilir.
. Gündüz uzun süre uyumasını azaltmaya çalışın. Eğer gündüz 2-3 saatten fazla uyuyorsa nazikçe uyandırın, oyun oynayın veya onu besleyin. Böylece gece uyanık kaldığı saatleri azaltmış olursunuz.
. Bebeğinizi su yatağında ve yumuşak yastıklarda yüz üstü olarak bırakmayın. Çünkü bu şekildeyken bebekler nefes almak için başlarını kaldıramazlar. Bebek bu durumdayken nefes alamama ve beşik ölümü riski mevcuttur.
Enfeksiyon hastalıkları, çocuklarda ciddi sağlık sorunları oluşturan, bazen de ölümcül olan hastalıklardır. Bugün birçok çocukluk çağı enfeksiyon hastalıkları, aşılamalarla ortadan kalkmış veya çok azalmıştır. Buna en güzel örnek çiçek hastalığıdır. Çiçek, 1977 yılından sonra dünyadan silinmiştir. Birçok ülkede çocuk felci hastalığı da düzenli aşılamalarla yok edilmiştir. Difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık hastalığı, B-tipi sarılık, bazı menenjit etkenleri de, aşı uygulamaları ile yok denecek kadar azalmıştır. Aşıların yan etkileri, hastalığın oluşturduğu belirtiler ve komplikasyonlardan çok daha seyrek ve hafiftir. Çocukların daha az hastalanmaları ve sağlıklı yaşamaları için var olan tüm aşılarla aşılanmaları gerekir.
Difteri, boğmaca ve tetanoz aşısı (DBT) bu hastalıklara karşı korur.
   Aşılanan çocukların çoğu çocukluk çağı boyunca bu hastalıklardan korunur.
   Aşılama durdurulursa bu hastalıklar salgınlara yol açar.
DBT aşısı kimlere, ne zaman yapılır?
Çocuklara:
   2 aylık
   4 aylık
   6 aylık
   18 aylık
   4-6 yaş arasında
   Diğer aşılarla aynı anda uygulanabilir.
   7 yaş ve üzerindeki çocuklara boğmaca aşısı yapılmaz.
Büyük çocuk ve erişkinlere:
   11-12 yaşlarında
   Her 10 senede bir
   Tetanoz ve azaltılmış difteri aşısı (Td) yapılır.
DBT aşısının yapılmasına engel olmayan durumlar
   Hafif hastalık
      * Hafif ateÅŸ (koltuk altı 38°C’nin altında)
      * Üst solunum yolu enfeksiyonu
      * Akut orta kulak iltihabı
      * Hafif ishal
   Antibiyotik tedavisi
   Hasta ile temas veya nekahat dönemi
   Süt emzirme
   Prematüre doğum
   Aşı içinde olmayan maddelere karşı alerji
   Birden fazla aşı yapılması gerekliliği
DBT aşısı kimlere yapılmaz ya da ertelenir?
   Orta ve ağır dereceli hastalıklar iyileşene dek aşılama ertelenir.
   DBT aşısı yapıldıktan sonra ağır alerjik reaksiyon geliştiren çocuklara DBT aşısının sonraki dozları yapılamaz.
   Aşağıdaki durumlarda boğmaca aşısının sonraki dozları yapılamaz, aşılamaya difteri-tetanoz (DT) aşısı ile devam edilir:
      * DBT aşısı yapıldıktan sonraki 7 gün içinde beyin veya sinir sistemi hastalığı oluşması.
      * Aşı sonrası ilk 48 saat içinde başka nedene bağlanamayan 40,5°C üzerinde ateş veya şok benzeri durum.
      * 3 saatten daha uzun süren aralıksız, yatıştırılamayan ağlama.
      * Aşılamadan sonraki 3 gün içinde ateşli veya ateşsiz havale nöbeti geçirme.
DBT aşısının riskleri nelerdir?
   Difteri, boğmaca veya tetanoz hastalığı geçirmek, DBT aşısının yan etkilerinden çok daha fazla risklidir.
   Bununla birlikte, her ilaç gibi aşı da nadiren ağır alerjik reaksiyon gibi ciddi problemlere yol açabilir.
   DBT aşısının ağır hastalık veya ölüme yol açma riski oldukça düşüktür.
Hafif yan etkiler
   Ateş
   Enjeksiyon yerinde kızarıklık, şişlik, ağrı
   Bu yan etkiler aşının ilk dozlarına oranla 4. Ve 5. dozundan sonra daha sık görülür.
   Tüm bacak veya kolda 1-7 gün süren şişlik olabilir.
   Huzursuzluk
   İştahsızlık, halsizlik
   Kusma
Orta dereceli yan etkiler (nadir görülür):
   Havale nöbeti
   3 saatten uzun süren aralıksız ağlama
   40,5°C üzerinde ateş
Ağır yan etkiler (çok nadir görülür):
   Alerjik reaksiyonlar (1 milyon dozda bir)
   Sara, koma, kalıcı beyin hasarı gibi yan etkiler o kadar nadiren bildirilmiştir ki bunların aşıya bağlı olduğunu söylemek bile zordur.
Aşılama sonrası ateş reaksiyonu olan çocuklarda aşılama sonrasındaki 24 saat için aspirin içermeyen ateş düşürücü-ağrı kesici ilaçlar kullanılmalıdır.
Gebelikte Td (tetanoz ve azaltılmış difteri) aşısı nasıl yapılmalıdır?
   Daha önce aşılanmamış gebe kadınlar, tercihan gebeliğin 3. ayından sonra 4-8 hafta arayla 2 doz Td ile aşılanmalıdır.
   Aşı serisini tamamlamamış olan gebeler ise 3 doz serisini tamamlamalıdır.
   Son aşısı 10 yıldan önce uygulanmış gebelere tek doz Td aşısı uygulanmalıdır.
   Gebelikte uygulanan difteri ve tetanoz aşısının bebekte zararlı etkisi olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.
Yaralanmalardan sonra tetanoz aşısı nasıl uygulanmalıdır?
   Son tetanoz dozu 10 yıl öncesine kadar yapılmış ve aşı serisi tamamlanmış bir kişide tetanoz gelişme olasılığı oldukça düşüktür.
   Son tetanoz aşısı üzerinden 5 yıldan uzun süre geçmiş olan bireylere, kirli ve önemli yaralanmalarda doz tekrarı önerilir.
   Td aşısı 7 yaş ve üzerinde kullanılmalıdır.
   Tetanoz hastalığı geçirenlerde bağışıklık gelişmez, bu nedenle tetanozdan iyileşen kişiye Td aşısı uygulanmalıdır.