Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)
Normal şartlarda tüp(Fallop tüpleri veya Tubalar) içinde sperm hücresi ile karşılaşıp döllenen yumurta hücresi endometriuma(rahim iç tabakasına) gelir ve rahim içinde büyümeye başlar. Eğer gebelik ürünü endometrium dışında bir yere yerleşirse dış gebelikten sözedilir.
Dış gebelik nerelerde görülebilir?
1-En sık tüplerde yerleşir.
2-Karın boşluğunda
3-Yumurtalıklarda
4-Servikste
5-Rahimin geniş bağı içinde
Dış gebelik neden oluşur?
Yumurta hücresinin yumurtalıktan atılmasındaki aksama, yumurtlama normal olsa bile tüplerin ucunda bulunan püsküle benzeyen yapıların(fimbria) geçirilmiş enfeksiyon, hormonal bozukluk ve karın içi kitlelere bağlı olarak yumurta hücresini yakalamada gecikmesi, aynı nedenlerle tüplerde meydana gelen daralma ve tıkanmalara bağlı olarak yumurta hücresinin rahim içine doğru göçünün yavaşlaması sonucu gebelik ürünü rahim içine uygun zamanda varamaz. Böylece tutunduğu herhangi bir yerde, en sık da tüplerin en geniş yerinde büyümeye başlar.
Dış gebelik kimlerde daha sık görülür?
En sık 35-44 yaşlar arasında görülür.
Dış gebelik geçirenlerde tekrar ektopik gebelik riski %10-25’tir.
Geçirilmiş genital enfeksiyonlarla birlikte görülen tüp iltihabı(salpenjit), endometriozis ve tümör gibi sebeplere bağlı tüp hastalıkları olanlarda risk artar. Klamidya denen mikroorganizma, tüp harabiyeti ve takiben tubal gebeliğe yol açan en önemli etkendir.
Tüplerin bağlanması, tüplerin açılması, daha önce geçirilmiş dış gebelik ameliyatı gibi tüplere yönelik cerrahi müdahaleler de riski artırır.
Rahim ve tüplerdeki doğumsal kusurlar
Rahim içi araçların(RİA) dış gebeliği artırdığına dair kesinlik yoktur. Ancak rahim içi araç kullananlarda normal gebeliğe karşın dış gebelik 5 kat daha fazla görülür. Bakırlı RİA’larda gebeliklerin %4’ü, hormonlu RİA’larda %17’si tubal dış gebeliktir.
Eğer gebe kadın düşük doz progesteron içeren doğum kontrol hapı veya ilişki sonrası östrojen kullanmışsa dış gebelik riski artar.
İnfertil ve yardımcı üreme teknikleri uygulananlarda risk artar.
Sigara içmek riski artırır.
Tekraralayan düşüklerde risk 2-4 kat artar. Yasadışı düşüğün sık görüldüğü yerlerde risk 10 kat fazladır.
Görülme sıklığı
Gebeliklerin %1-2’si dış gebeliktir.
Dış Gebeliğin Belirtileri
Erken dönemde normal gebeliklerde de olan adet gecikmesi olur. Yalnız kısa dönemde, içinde büyüyen gebelik ürününe bağlı olarak tüp, gerilmeye başlar ve gerilmeye bağlı ağrılar en sık şikayet olarak karşımıza çıkar. Anormal vajinal kanamalar da bu arada görülebilir. Hasta bu dönemde başvurursa en başarılı şekilde tedavi edilir. Tüp içinde büyümeye başlayan gebelik ürünü(embryo) çevre dokunun beslenmesini bozarak yırtılmasına ve ciddi iç kanamalara yol açar. Hastalıktan en sık ölüm nedeni bu iç kanamadır. Eğer tüp yırtılır ve kanama olursa hasta bıçak saplanır tarzında çok şiddetli ağrı ve iç kanamaya bağlı baş dönmesi, bayılma yakınmalarıyla hastaneye müracaat eder. Bazı kadınlar böyle bir durumda ağrı ile birlikte ishal, bulantı, kusma ile gelebilirler. Böyle bir tablo gastroenterite çok benzediğinden, yanlış tanı ne yazık ki dış gebelikten ölüme yol açabilir.
Tanı
1-Jinekolojik muayene
2-betaHCG testi
3-Transvajinal ultrason
Yukarıdakilerin sonrasında gerekirse vajinal renkli Doppler ultrason, progesteron ölçümü, dilatasyon küretaj, laparoskopi yapılır.
Tedavi
Tedavide amaç anne hayatını kurtarmak olduğu kadar doğurganlığı da korumaktır.
Hastanın yaşı, genel durumu, hikayesi, gelecekteki çocuk arzusu, gebelik kitlesinin yeri, büyüklüğü gibi birtakım özelliklere bakılarak aşağıdaki tedavilerden biri seçilir:
1-Bekleme tedavisi( Ultrason ve betaHCG takibi ile dış gebeliğin kendiliğinden gerilemesi beklenir.
2-Tıbbi(metotreksat,… gibi ilaçlar verilerek ) tedavi
3-Cerrahi tedavi
a) Açık ameliyatla
b) Laparoskopik ameliyatla(Karına birkaç delik açılır,ameliyat bu deliklerden sokulan alet ve kamera yardımıyla yapılır.)
Bebek yukarıda saydığımız tüm bu faaliyetleri arasında uyur da. Yaşamanın ilk zamanlarında oldukça uzundur bu uyku süreleri. Gününün yaklaşık 20 saatini uykuda geçirir. Anne çoğu kez, bebeğin bu halini görüp kaygılanır. Bir yetişkini korkuyla yerinden hoplatan gürültü, beşiğinin hemen üzerinde yakılan bir ışık, hatta kış uykusuna yatmış bir hayvanı bile uyandırabilecek şiddette uyarılar onda hiç bir tepki yapmaz. Arada bir yüzünüzü buruşturmanın dışında hiç istifini bozmadan uyumaya devam eder. Derken ortalıkta çıt bile çıkmadığı halde birden keyfi kaçar uyanır ve yaygarayı basar.
Kısaca bebek dış dünyadan gelen uyarılar karşısında fazla duyarlı değildir. Bebeklerin gözle görülmeyen bir perde örneği, olağanüstü bir duyarsızlıkla korunduğu söylenebilir. Bu da kendisi için hiç de huzurlu olmayan bir dünyada sakin sakin yaşamasına olanak veren büyük bir avantajdır. Ancak dıştan gelen uyarılara bu denli duyarsız olmasına karşın, içten, yani organizmasından gelen uyarılara karşı fazlasıyla hassastır. Barsağının bir hareketi ya da hafif bir pozisyon değişikliği, dünyası allak bullak olmuşçasına sarsar onu.
Daha önce de söylediğimiz gibi, yeni doğmuş bebeğin duyu organları henüz gelişmiş değildir. Bu nedenle, uyarılmaları da zordur, örneğin; yeni doğmuş bebeğin, acıyı fazla duymadığı söylenir. Bazı dinlerde, birkaç günlükken sünnet edilen bebeğin, müdahaleye anastesisiz katlanabilmesi, bu inanışı getiren etkenlerden biridir. Ancak bu arada yetişkinlerin, acının bilincinde olduklarını, onu belleğine kaydettiklerini, hayal gücünün etkisiyle başlamasını beklediklerini ve korkuyu çoğu kez, gözlerinde büyüttüklerini unutuyoruz. Yeni doğmuş bebekte bu yoktur. Ama olmaması, acıyı duymadığı anlamına gelmez. Annesi, sıcacık göğsüne bastırdığı, ya da ılık bir banyo suyuna yatırdığı zaman, sakinleştiği için bebeğin soğuktan rahatsız olduğu söylenir. Burada anne göğsünün ya da sıcak suyun bebeği gevşettiğini, rahmin içindekiyle kıyaslanabilir bir sükunet ve huzur verdiğini hatırlamalıyız.
Annesinin göğsüne yaslandığında ya da sıcak banyo küvetine yatırıldığında bebekte ruhsal bir denge hissi, rahatlıktan ileri gelen hoş duygular doğmaktadır.
Bebeğin ağzının tadını bilmesi de genellikle şaşırtır bizi. Karnı aç olduğu zamanlar, papatya suyundan süte, çaydan suya varıncaya kadar her türlü sıvıyı kana kana İçer. Ama karnı doydu mu, güçlük çıkarmaya başlar, beğenmediği şeyi tükürür, herhangi bir şeyi bir diğerine yeğ tuttuğunu açıkça belli eder. Birkaç damla limon suyu içirdiğinizde feci şekilde yüzünü buruşturur, ama sütünü verdiğinizde, mutluluğu yüzünden akar. Bütün bunlar, bebeğin tad alma duygusunun bulunduğunu ve bu duygunun hiç de sanıldığı kadar ilkel olmadığını göstermektedir.
işitme duygusu da işler haldedir. Ama Allah’tan ki pek hassas sayılmaz. Trafik gürültüsü, televizyon, kardeşlerinin oyunu ve konukların gevezelikleri, yeni doğmuş bebeği genellikle rahatsız etmez. Ama, odasında tabanca patlatılsa uyanır doğal olarak…
Sıra geldi en önemli soruya: Bebek bizleri görür mü? Ya da neyi görür?
Evet, bizi görür, Gölgeleri, ışığı seçebilir. Ama şimdilik bukadarı gelir elinden. Yeni doğmuş bebek, özellikle cisimlere bakmak yeteneğinden yoksundur. Gözleri, hareketlerini denetleme yeteneğine henüz erişememiştir. Bebeğinizin zaman zaman, şaşı baktığını gördükçe üzüntüye kapılabilirsiniz. Korkmayın, öyle kalmayacaktır. Şu anda göz yuvarlaklarını yönlendirmeyi başaramadığından ara sıra gözleri kaymaktadır. Şimdilik sizi tanıyabilirle durumunda değildir. Bildiğimiz kadarıyla, yeni doğmuş bebek, bir pencere ile lambayı ayırt etme yeteneğinden bile yoksundur. Bu dönemde yalnızca, bir ışık kaynağı dikkatini çekmektedir.
Yeni doğmuş bir bebeğin duygularından sözetmek kuşkusuz çok zor bir olay. Ancak, bazı duyguları, hem de çok yoğun olarak hissettiğini söyleyebiliriz. Bu gerçeği yalnız anne-babalar değil, bebeğin yakın çevresinde olan herkes bilmek zorundadır: Bebek doğar doğmaz, hatta doğmadan önce, hoşnutluk ve hoşnutsuzluğu bilmektedir. Yani, bir psikolojisi vardır. Bir bebeği anlamaya ve ona yardım etmeye çalışmak için bu gerçeği hesaba katmak ilk koşuldur.
YENİ DOĞMUŞ BEBEK NELER DÜŞÜNÜR? (PSİKOLOJİSİ)
Bebeğin minicik aklından neler geçer acaba? O, biz yetişkinler gibi, kendisiyle dünyanın geri kalan kısmı arasındaki ayırımın henüz bilincinde değildir, örneğin; başımıza bir çekiçle vurulacak olsa, bizden bir parça olarak, başımızın acıdığını hissederiz. Yani acının bilincine varırız. Oysa, çekiçle vurma, dış dünyadan, yani bizim dışımızdan gelen bir olaydır. Yeni doğmuş bebek için durum farklıdır. Çekiç darbesi ve acı, onun ne içinde, ne de dışındadır. Yalnızca acı vardır onun için. Bir başka deyişle yeni doğmuş bebek, bir yandan dünya, diğer bir yanda da kendisinin olduğunu bilemez. Bu ayırımı yapamamaktadır henüz.
Bebeğin dünyası da onunla birlikte doğar. Olaya yeni doğmuş bebeğin görüş açısından bakarsak, onunla dünya tek bir varlıktır. Doğum anından itibaren bebek-dünya varolmuştur. Ancak, bu varoluş bebek için ilk zamanlar hiç de zevkli değildir. Aksine, sinirlidir bebek. Küçük dünyasında, pekçok şey yolunda gitmemektedir, yorgundur, gereksinmeleri vardır. Eh, bunlarda minik konuğumuzu kusursuz etmeye yeter de artar değil mi? Doğumdan hemen sonra, bebeğin duyduğu hisleri, terkedilmişlik, yalnızlık, ve korku şeklinde özetleyebiliriz.
Ancak, ilk günlerin huzursuzluğundan sonra, yepyeni bir unsur katılır yaşamına: zevk ve hoşnutluk. Emme olayının ilkel bir zevk duygusuyla bağlantılı olduğu, bugün tartışmasız, herkesçe kabul edilen bir gerçek. Emmek, bebek için basit bir refleksten daha derin, anlamlı bir olay. Emmeyle birlikte çok önemli bir olay gerçekleşmektedir. Bebek zevk verici bir şeyi içine katmaya, o zevkle özdeşleşmeye çalışmaktadır, işte bebeğin yaşamındaki ilk ayırım. Bu andan itibaren zevki kendine katmaya, hoşnutsuzluk verici şeyleri ise, kendinden uzaklaştırmaya çalışacaktır. Bu arada kendinden bazı şeyleri de reddedecektir, örneğin; onu rahatsız eden organlarını. Buna karşın, dış dünyanın hoşuna giden bir bölümünü, örneğin, annesinin memesini, kendi içine alacaktır. Böyle o\unca, evren, yeni doğmuş bebek için, biri kendi, diğeri ise, dış dünya olmak üzere değil, zevk (kl “dıştan da gelse ona aittir) ve hoşnutsuzluk (ki kendisinden doğsa da ona yabancıdır) şeklinde iki bölüme ayrılacaktır.
Yeni doğmuş bebeğin bu tutumu: İyiyi kendine katma, kötüyü ise, reddetme eğilimi, kendisiyle dış dünya arasındaki ayrımın ilk tohumunu oluşturmaktadır. Başlangıçta, yalnızca, bir İçgüdüden ibaret olan unsurlar, örneğin emme ile özdeşleşme ve dışkıyı kendinden atma, yavaş yavaş psikolojik plana da kayacak, bebeğin kendine katma eğiliminde olduğu şeyler onunla, dışındakiler ise, onu çevreleyen dünyayla özdeşleşecektlr. Aylardan sonra erişeceği bu noktada bebek, artık kimliğinin, bir başka deyişle, bağımsız bir kişi olarak varlığının bilincinde olacaktır.
Zevk duygusu, yani emmek, yeni doğmuş bebekte, daha önce, “terkedilmişlik ve yalnızlık” olarak tanımladığımız duyguyu siler. Şimdi ona ait, özdeşleşeceği bir şeyi vardır. Buna, “arkadaş” da diyebiliriz. Hayat yolculuğunda kendisine bir arkadaş edinmiştir. Bu da sizsiniz, annesi…
YENİ DOĞMUŞ BEBEĞİN KİŞİLİĞİ
Bebeğin karnı acıktığında, öfkelendiğinde ya da acı çektiğinde, farklı biçimlerde ağladığını söyledik. Ancak bu, karnı acıkan bütün bebeklerin, aynı şekilde, aynı tonda ağladığı, öfke, acı ve hastalık ağlamalarının da tüm bebekler için belirli kalıpları olduğu anlamına gelmez tabii. Her bebeğin çeşitli durumlarda, kendine özgü bir ağlama biçimi vardır. Belirli davranışlarının kendine has olduğu gibi…
Genç anneler, bazen bebekleri, “çok kötü” ya da, “fazla iyi” olduğu için kaygılanırlar. Gerçekte kötü ya da iyi bebek yoktur. Her bebeğin, kendine has bir karakter ve davranış biçimi vardır, ikinci bebeğinizi doğurduysanız, ilki gibi davranmasını beklemeyin, iki kardeş birbirlerinden bütünüyle farklı olabilirler.
Kimi bebek sakindir. Sürekli uyur, meme emme zamanı gelince, hafif hafif mırıldanıp, homurdanmakla yetinir. Bir de heyecanlı bebekler vardır. Karınları tokken, görünürde belli bir rahatsızlıkları yokken de bağırıp, ağlarlar, kıvranırlar. Çok basit olaylara bile şiddetli tepki gösterirler.
Kısaca özetlersek, doğum anından itibaren bebek kendine özgü tavırlar edinir, yani kişiliği gelişmeye başları..
Peki, bebekler arasındaki bu denli büyük davranış farklılıklarının sebebi nedir? Kişilik özelliklerinin kısmen kalıtsal olduğu, hepimizin bildiği bir gerçek. Daha önce de belirttiğim gibi, çocuğun biri bir özelliği, diğeri de tamamen başka bir özelliği kalıtım yoluyla edinebilir. Kısaca bir genelleme yapacak olursak, bebeğin kişiliğinin belirli bazı yönlerinin anne-babadan geçen genetik mirastan oluştuğunu anlayabiliriz. Ancak, diğer bir takım özellikler, çevrenin etkisiyle biçimlenir. Hamileliğin gidişi, yani ana rahmi içindeki yaşam koşulları, arkasından doğum sonrasındaki ilk olaylar ve ilk hayati mekanizmaların bunda büyük rolü vardır. Örneğin, anne-babanın yeni doğan bebeği karşılayış biçimi bile büyük önem taşır. Gereğinden fazla kaygı, aşırı bir ruhsal gerilim, abartmalı bir korku, küçüğün davranışlarını belirli ölçülerde etkiler. Bebeğin huysuzluğu çoğu kez, anne-babanın endişelerinin yansımasından başka bir şey değildir.
Ünlü bir Amerikan psikologu, “bebekleri anlamak kolay değildir. Biz yaşamımızın ilk zamanlarını anımsayamıyoruz ki… Hiç bir olay yaşamın, ilk ayları kadar önemli olamaz. Ancak öyle olduğu halde, bu dönemde yaşadıklarımız büyük bir hızla siliniverirler belleğimizden. Bunları yeniden anımsamamız, belleğimizin yüzeyine çıkarmamız olanaksızdır,” diyor. Hepimiz bir zamanlar bebektik. Ama hiç birimiz, o günleri anımsayamıyoruz. Bu nedenle bebekler, bizim için anlaşılmaz bir sır hâlâ… üstelik bir tasa kaynağı da. Aramıza gelişinin tadını çıkaracak yerde faydasız, hatta zararlı kaygıların kaynağı yaparız.
Benliğimiz tümüyle onunla dolar. Yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla… Bu, bizim için olduğu kadar, onun İçin de zararlıdır. Dünyaya adımını atan bebek, her şeyden önce, sakin, ferah ve huzurlu bir ortama gereksinme duyar. Gülümseyerek karşılayın onu. Kaygılı, soluk bir surat göstermeyin.
Daha önce de söylediğim gibi, bebeğin sorunları doğumla birlikte artar, iyi niyetin yaklaşımlarla da olsa, yeni sorunlar yaratmamak gerekir. Fazla dikkatli ve titiz bir babanın, kundak bezleri ya da çarşaflar yüzünden anneyle tartışması gibi… Daha genel bir anlatımla hır-gür konusu olmak, bebeğe hiç bir fayda sağlamaz.
KİME BENZİYOR?
Yeni doğmuş bir bebek, aile içi ve dışında hemen her zaman aşağıdaki dört şıktan ikisinin bileşimiyle karşılanır:
1. Güzel
2. Çirkin
3. Babasına benziyor
4. Annesine benziyor
Konuşan baba olursa, bebek hakkındaki görüşünü, büyük bir olasılıkla, 1-4 (güzel ve annesine benziyor) şıklarıyla açıklar. Babanın babası ile annenin annesi de aynı fikirdedir. Babaanne genellikle, 1-3 (güzel ve babasına benziyor) bileşimini tercih eder. Annenin babası hiç kuşkusuz ilk şıkkı, (güzel) kabul eder. Ama bu güzelliğin hangi taraftan geldiğine her zaman emin değildir.
Bu sıfatların dördünün de tartışma konusu olabileceğini söylemeye gerek yok. Bebeğin güzel mi, çirkin mi olduğunu, babasına mı, yoksa annesine mi benzediğini belirlemek zorâur. Bazan melek yüzlü, pembe beyaz, tombul bir bebeğin karşısında büyülenir kalır insan. Kimi bebeğe de hoşgörülü bir dille, “zavallı kurbağacık” yakıştırması yapılır. Ama hiç belli oimaz. Bir de bakarsınız, birkaç ay sonra o küçük melek, çirkin bir çocuk olup çıkmış, kurbağacığın yerini, şipşirin bir yavrucak almış. Benzerliklere gelince… Doğum sonrasında, bebeğin “babasının kopyası” olduğuna yemin edilir. Ama aradan çok’ geçmeden, bir de bakarsınız teyzesinin kopyası olup çıkar.
Gebelik ve emzirme kadın için doğal ve fizyolojik olaylardır. Gebelik ve emzirme döneminde kadının beslenmesindeki amaç;
• Kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılayarak, vücudundaki besin öğeleri yedeğini dengede tutmak.
• Bebeğin normal büyümesi ve salgılanan sütün gerektirdiği enerji ve besin öğelerini tam olarak karşılamaktır.
Beslenme biçiminiz nasıl olmalı?
Besin gruplarını, hangi besinlerin ne içerdiğini ve ne kadar tüketmek gerektiğini yeteri kadar iyi biliyor muyuz?
Et Grubu
Yumurta, et, tavuk, balık, peynir, hindi benzeri proteinden zengin besinlerden oluşur. Bunlar, özellikle demir, B12 vitamini, fosfor, B2, B6 , folik asit gibi önemli besin ögelerinden zengindir. Balıkta bulunan omega 3 yağ asitleri gereksinimi emzirme döneminde artar, bu nedenle haftada en az 2-3 porsiyon balık tüketilmelidir. Bu gruptan her gün en az 3-4 porsiyon tüketilmesi önerilir. Yağlı et ürünleri, tavuğun derisi, kızartmalar, direkt kömür ateşinde pişmiş etler sağlığınıza zarar verdiği gibi çok da kalorilidir. Fazla protein alımı, sanılanın aksine süt yapımını arttırmaz. Aksine fazla kalori alımına ve böbreklere aşırı yüklenilmesine neden olur.
Süt Grubu
Süt, yoğurt, kefir, ayran, kımız. Bu besinler kalsiyumun en zengin olduğu gruptur. B12, B6, A Vitamini gibi birçok besin ögesinin de en önemli kaynağıdır. Günde en az 3 bardak yağsız veya yarım yağlı süt grubundan tüketmelisiniz. Emzirme döneminde 1200 mg civarında kalsiyum ihtiyacı vardır. 1 bardak sütte 240 mg kalsiyum bulunur. Yağsız süt aldığınızda daha avantajlı olursunuz. En azından yağdan gelen kalori azalır ve besleyici değeri de değişmez. Yeterli kalsiyum alınmadığında osteoporoz riskinde artış olmaktadır. Üstelik yeterli kalsiyum alımı kilo kontrolünde yardımcıdır ve obezitenin önlenmesi için önemli bir unsurdur.
Sebze-Meyve Grubu
A, C, K vitaminin ve potasyumdan zengin oluşunun yanı sıra önemli ölçüde su ve karbonhidrat gereksinimini de karşılar. İçerdiği antioksidan maddelerden dolayı bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Günde 3-4 porsiyon meyve ve 2-3 porsiyon sebze tüketin. Antioksidan vitaminler ve biyoaktif bileşenlerce zengin olan sebze ve meyvelerden her gün en az 5 renk yemeğe çalışın. Çünkü sebze ve meyvelere rengini veren maddeler, sağlığımız için çok önemli bileşenler içerirler.
Tahıl Grubu
Ekmek, pilav, makarna, bisküviler, krakerler, patates, leblebi gibi nişasta içeriği zengin besinleri kapsar ve ihtiyacımız olan enerjimizin en önemli kaynağıdır. Özellikle tam taneli tahıllar, beyazlatılmamış ürünler kan şekeri dengesini sağlamada önemli yer tutar. Günlük 12-14 porsiyon (2 kaşık pilav veya makarna, 1 dilim ekmek, ¼ simit, 1 çay bardağı leblebi, 4 kaşık kurubaklagil yemeği, 1 orta boy patates bir porsiyondur) tahıl grubundan besini mutlaka tüketmeye çalışın. 2 kaşık pilav veya makarnanın, 1 kase çorbanın, ¼ simidin, 1 patatesin, 3 kestanenin, 2 adet bisküvinin bir dilim ekmeğe eşit olduğunu unutmayın. Ekmekte yağ olmadığını, dolayısıyla ekmek yiyerek şişmanlanmayacağını bilmelisiniz.
Yağ Grubu
Zeytinyağı, yağlı tohumlar, fındık, ceviz, mayonez, tereyağ v.b besinlerden oluşur.
Yağ grubundaki besinler, önemli ölçüde enerji ihtiyacımızı karşılamamızı ve yağda eriyen vitaminlerin vücutta kullanılmasını sağlar. Özellikle bitkisel sıvı yağlarda bulunan doymamış yağ asitleri süt veriminizin artmasında önemli rol oynar. Katı yağları hayvansal gıdalarla aldığınız için, günde tüketeceğiniz 20-30 gr sıvı yağ ihtiyaçlarınızı karşılamaya yeterlidir. Bunu da yemeklerle birlikte almalı ve kesinlikle yağı kavurup yakmamalısınız.
5 adımda sağlıklı beslenin, formda kalın.
Diyet kişiye özeldir. Ayrıca sabah kibrit kutusu büyüklüğü peynirle başlayan diyetler insanlarda tepkilere neden olmaktadır. Esnek bir program için adım adım yapılması gerekenleri birlikte takip edelim.
1. Adım
Yediklerinizi kaydedin.
Yediklerinizi tüm ayrıntısı ile yedikten hemen sonra bir deftere yazın ve yazdıklarınızı sık sık kontrol edin. Hangi saatte, ne yemişsiniz? Ne kadar yemişsiniz? Bu notlar sizin için önemli olacaktır. Çünkü bir sonraki gün ne yiyeceğinizi, neleri azaltmanız gerektiğini bir önceki günün kayıtlarına bakarak karar verebilirsiniz. Örneğin süt- yoğurt tüketmeyi unutuyorsanız, bu kayıtlar size hatırlatacaktır. Gece yemelerinizin yoğun olduğunu görüyorsanız yemeklerinizi öğünlere daha dengeli dağıtmalısınız. Öğle yemeğini geçiştiriyorsanız akşam daha fazla yediğinizi fark edebilirsiniz. Akşam yemeği sabah ve öğlen öğünlerine göre daha az önemlidir. Ayrıca akşam fazla yemenin kilo alımına sebep olabileceğini unutmayın.
2. Adım
Besin gruplarını, içeriklerini ve kadar tüketmek gerektiğini öğrenin.
Doğada yaklaşık 40 bin çeşide yakın besin bulunur. Birbirine besin değeri ve besin öğeleri yönünden benzeyenler aynı grupta toplandığında karşımıza et, süt, sebze-meyve, tahıl ve yağ grubundan oluşan 5 temel besin grubu çıkar. Bu besin gruplarını en iyi şekilde öğrenerek ihtiyacınız kadar tüketmelisiniz.
3. Adım
Güvenli gıda seçmeye özen gösterin.
Besinleri satın alırken uygun ambalajlanmış olması, uygun sıcaklıkta saklanmış olması, sağlıklı pişirme yöntemi uygulanmış olması ve hijyenik koşullarda üretilmiş olması çok önemlidir. Örneğin, gereksiniminiz olan kalsiyumu karşılamanız için günde en az 3 bardak süt veya yoğurda ihtiyacınız var, bunu eğer açıkta satılan ürünlerden seçerseniz besin zehirlenmesi riski ile karşı karşıyasınız demektir. Ayrıca evde kaynatarak hazırlanan sütlerin kaynatma esnasında sütün besin değerinin %90`ını kaybettiğini unutmayın.
İnsan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıyan, özel ısıl işlemlerden geçerek hazırlanan ve soğuk zincir yöntemiyle korunan UHT ve pastörize sütleri tercih edin.
Balık tüketmenin öneminden bahsettik. Kızartma balık yediğinizde yararları bir tarafa vücudunuza kanserojen bir çok maddeyi almanız söz konusudur, bu nedenle daha sağlıklı olan fırında pişirme yöntemini tercih etmelisiniz.
4. Adım
Sıvı alımınızı arttırın.
Özellikle günde 3 litre su için. Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler vücuttan fazla miktarda su kaybedilmesine ve kalsiyumun kemiklerden atılımını hızlandırmasına neden olur. Bu nedenle sıvı gereksiniminizi başta su, süt, ayran, meyve suyu gibi içeceklerden karşılayın. Burada unutmamanız gereken 1 bardak meyve suyunun 2 porsiyon meyvenin kalorisine eşit olduğudur.
5. Adım
Hareketlerinizi arttırın.
Vücuda alınan fazla enerjinin sadece hareket ederek harcanabileceğini unutmayın. Yaklaşık 1 dakika merdiven çıkarak 1,2 kalori, 1 dakika yürüyüş ile yaklaşık 0.7 kalori harcarsınız. Egzersiz, enerji harcanmasına yardımcı olduğu gibi vücudun kimyasını etkileyerek hormonal salınımı düzenler ve mutlu olmayı sağlar.
Bebeklik dönemi : Doğumdan 1. yaş gününe kadar geçen süreye (0-12 ay) bebeklik dönemi denir. Bebeklik dönemi, özelliklerine göre ikiye ayrılarak incelenebilir.
Yenidoğan dönemi: Doğumdan 28. güne dek geçen süredir. Işığı ayrıt edebilecek kadar görür.
Günün büyük bir kısmını uykuda geçirir. Emme, yakalama, tutunma, arama gibi bazı reflekslere sahiptir. Başını dik tutamaz, çevreye ilgisi yoktur. Sadece gürültüyü algılayabilir. Sorunlarını ağlayarak dile getirir. Bebek, her yönüyle anneye bağımlıdır.
Yenidoğan sonrası dönem: 1-12 ay arası dönemdir. Hızlı bedensel büyüme dönemi olan bu dönem sonunda bebek, doğum ağırlığının 3 katına erişir. Boyu da doğum uzunluğunun yarısı kadar daha uzar.
Annenin sevgisi ve bakımı bebeğin güven duygusunun gelişmesine yardımcı olur. İstekleri zamanında giderilen, bakımı düzenli olarak yapılan, düzenli beslenen bebekler daha mutlu, daha güvenli bir hayat sürer. Bu da bebeğin ileride geliştireceği kişiliği olumlu yönde etkiler. 2. aydan itibaren baş kontrolü gelişir. Hareketli cisimleri izlemeye ellerini kontrol etmeye başlar; uzanmaya çalışır. Sesi izler, güler. 5. ayda ters dönebilir, uzandığı nesneleri yakalayabilir. 6. ayda destekle oturabilir, eline aldığı kaşıkla vurarak ses çıkarabilir. Yabancıları ayırt edebilir. 7. aydan itibaren desteksiz oturabilir. İki eliyle de cisimleri tutabilir. Mama kaşığını ağzına götürebilir. 8. ayda kolundan destek olunca doğrulup oturabilir. Cisimleri yere atarak ses çıkarmayı sever. Cisimleri bırakıp geri alabilir. 9. aydan sonra destekle ayakta durabilir, yürümeye çalışır. Hece tekrarlarından oluşan “baba”, “dede” gibi kelimeleri söyleyebilir. 10. ayda yardımsız ayağa kalkar, kelimeleri tekrarlamaya çalışır, bardaktan su içebilir. 12. ayda elinden tutunca yürüyebilir. Eğilip yerden cisimleri alabilir. Söyleyebildiği kelime sayısı artar, sevgisini belli eder. Komik davranışlarını tekrarlar.
Bebeklik dönemindeki çocuk, acıdan ve zevk vermeyen olaylardan kaçar. Beklemeyi bilmez, engellenmekten hoşlanmaz. İhtiyaçlarının hemen giderilmesini bekler.