Bebek ve Doğum

Bebekler ve Doğum Hakkında

bebekler Devamını Okuyun »

bebekler Devamını Okuyun »

bebekler Devamını Okuyun »

Dış (Ektopik )
Normal şartlarda tüp(Fallop tüpleri Tubalar) içinde sperm hücresi ile karşılaşıp döllenen yumurta hücresi endometriuma(rahim iç tabakasına) ve rahim içinde büyümeye başlar. Eğer ürünü endometrium dışında yere yerleşirse dış gebelikten sözedilir.

 

Dış nerelerde görülebilir?
1-En sık tüplerde yerleşir.
2-Karın boşluğunda
3-Yumurtalıklarda
4-Servikste
5-Rahimin geniş bağı içinde
Dış neden oluşur?
Yumurta hücresinin yumurtalıktan atılmasındaki aksama, yumurtlama normal olsa tüplerin ucunda bulunan püsküle benzeyen yapıların(fimbria) geçirilmiş enfeksiyon, hormonal bozukluk ve karın içi kitlelere bağlı olarak yumurta hücresini yakalamada gecikmesi, aynı nedenlerle tüplerde meydana daralma ve tıkanmalara bağlı olarak yumurta hücresinin rahim içine doğru göçünün yavaşlaması sonucu ürünü rahim içine uygun zamanda varamaz. Böylece tutunduğu herhangi yerde, en sık da tüplerin en geniş yerinde büyümeye başlar.
Dış kimlerde sık görülür?
En sık 35-44 şlar arasında görülür.

Dış geçirenlerde tekrar ektopik riski %10-25’tir.

Geçirilmiş genital enfeksiyonlarla birlikte görülen tüp iltihabı(salpenjit), endometriozis ve tümör sebeplere bağlı tüp hastalıkları olanlarda risk . Klamidya denen mikroorganizma, tüp harabiyeti ve takiben tubal gebeliğe yol açan en önemli etkendir.

Tüplerin bağlanması, tüplerin açılması, önce geçirilmiş dış ameliyatı tüplere yönelik cerrahi müdahaleler de riski artırır.

Rahim ve tüplerdeki doğumsal kusurlar

Rahim içi araçların(RİA) dış gebeliği artırdığına dair kesinlik yoktur. Ancak rahim içi araç kullananlarda normal gebeliğe karşın dış 5 fazla görülür. Bakırlı RİA’larda gebeliklerin %4’ü, hormonlu RİA’larda %17’si tubal dış gebeliktir.

Eğer gebe kadın düşük doz progesteron içeren doğum hapı iliş sonrası östrojen kullanmışsa dış riski .

İnfertil ve yardımcı üreme teknikleri uygulananlarda risk .

içmek riski artırır.

Tekraralayan düşüklerde risk 2-4 . Yasadışı düşüğün sık görüldüğü yerlerde risk 10 fazladır.
Görülme sıklığı
Gebeliklerin %1-2’si dış gebeliktir.
Dış Gebeliğin Belirtileri
Erken dönemde normal gebeliklerde de olan adet gecikmesi . Yalnız kısa dönemde, içinde büyüyen ürününe bağlı olarak tüp, gerilmeye başlar ve gerilmeye bağlı ağrılar en sık şikayet olarak karşımıza çıkar. Anormal vajinal kanamalar da arada görülebilir. Hasta dönemde başvurursa en başarılı şekilde tedavi edilir. Tüp içinde büyümeye başlayan ürünü(embryo) çevre dokunun beslenmesini bozarak yırtılmasına ve iç kanamalara yol açar. Hastalıktan en sık ölüm nedeni iç kanamadır. Eğer tüp yırtılır ve olursa hasta bıçak saplanır tarzında çok şiddetli ağrı ve iç kanamaya bağlı baş dönmesi, bayılma yakınmalarıyla hastaneye müracaat eder. Bazı kadınlar böyle durumda ağrı ile birlikte ishal, bulantı, kusma ile gelebilirler. Böyle tablo gastroenterite çok benzediğinden, yanlış tanı ne yazık dış gebelikten ölüme yol açabilir.
Tanı
1-Jinekolojik muayene
2-betaHCG testi
3-Transvajinal ultrason
Yukarıdakilerin sonrasında gerekirse vajinal renkli Doppler ultrason, progesteron ölçümü, dilatasyon küretaj, laparoskopi yapılır.
Tedavi
Tedavide ç anne hayatını kurtarmak olduğu kadar doğurganlığı da korumaktır.

Hastanın şı, durumu, hikayesi, gelecekteki çocuk arzusu, kitlesinin yeri, büyüklüğü birtakım özelliklere bakılarak aşağıdaki tedavilerden seçilir:

1-Bekleme tedavisi( Ultrason ve betaHCG takibi ile dış gebeliğin kendiliğinden gerilemesi beklenir.
2-Tıbbi(metotreksat,… ilaçlar verilerek ) tedavi
3-Cerrahi tedavi
a) Açık ameliyatla
b) Laparoskopik ameliyatla(Karına birkaç delik açılır,ameliyat deliklerden sokulan alet ve kamera yardımıyla yapılır.)

yukarıda saydığımız tüm faaliyetleri arasında uyur da. şamanın zamanlarında oldukça uzundur uyku süreleri. Gününün yaklaşık 20 saatini uykuda geçirir. Anne çoğu , bebeğin halini görüp kaygılanır. yetişkini korkuyla yerinden hoplatan gürültü, beşiğinin hemen üzerinde yakılan ışık, kış uykusuna yatmış hayvanı uyandırabilecek şiddette uyarılar onda hiç tepki yapmaz. Arada yüzünüzü buruşturmanın dışında hiç istifini bozmadan uyumaya devam eder. Derken ortalıkta çıt çıkmadığı halde birden keyfi kaçar uyanır ve yaygarayı basar.
Kısaca dış dünyadan uyarılar karşısında fazla duyarlı değildir. Bebeklerin gözle görülmeyen perde örneği, olağanüstü duyarsızlıkla korunduğu söylenebilir. da kendisi için hiç de huzurlu olmayan dünyada sakin sakin şamasına olanak veren büyük avantajdır. Ancak dıştan uyarılara denli duyarsız olmasına karşın, içten, yani organizmasından uyarılara karşı fazlasıyla hassastır. Barsağının hareketi da pozisyon değişikliği, dünyası allak bullak olmuşçasına sarsar .
önce de söylediğimiz , doğş bebeğin duyu organları henüz gelişmiş değildir. nedenle, uyarılmaları da zordur, örneğin; doğş bebeğin, acıyı fazla duymadığı söylenir. Bazı dinlerde, birkaç günlükken sünnet edilen bebeğin, müdahaleye anastesisiz katlanabilmesi, inanışı getiren etkenlerden biridir. Ancak arada yetişkinlerin, acının bilincinde olduklarını, belleğine kaydettiklerini, hayal gücünün etkisiyle başlamasını beklediklerini ve korkuyu çoğu , gözlerinde büyüttüklerini unutuyoruz. doğş bebekte yoktur. olmaması, acıyı duymadığı anlamına gelmez. Annesi, sıcacık göğsüne bastırdığı, da ılık banyo suyuna yatırdığı , sakinleştiği için bebeğin soğuktan rahatsız olduğu söylenir. Burada anne göğsünün da sıcak suyun bebeği gevşettiğini, rahmin içindekiyle kıyaslanabilir sükunet ve huzur verdiğini hatırlamalıyız.
Annesinin göğsüne yaslandığında da sıcak banyo küvetine yatırıldığında bebekte ruhsal denge hissi, rahatlıktan ileri hoş duygular doğmaktadır.
Bebeğin ağzının tadını bilmesi de genellikle şaşırtır bizi. Karnı aç olduğu zamanlar, papatya suyundan süte, çaydan suya varıncaya kadar her türlü sıvıyı kana kana İçer. karnı doydu , güçlük çıkarmaya başlar, beğenmediği şeyi tükürür, herhangi şeyi diğerine yeğ tuttuğunu açıkça belli eder. Birkaç damla limon suyu içirdiğinizde feci şekilde yüzünü buruşturur, sütünü verdiğinizde, mutluluğu yüzünden akar. Bütün bunlar, bebeğin tad duygusunun bulunduğunu ve duygunun hiç de sanıldığı kadar ilkel olmadığını göstermektedir.
işitme duygusu da işler haldedir. Allah’tan pek sayılmaz. Trafik gürültüsü, televizyon, kardeşlerinin oyunu ve konukların gevezelikleri, doğş bebeği genellikle rahatsız etmez. , odasında tabanca patlatılsa uyanır doğal olarak…
Sıra geldi en önemli soruya: bizleri görür mü? da neyi görür?
Evet, bizi görür, Gölgeleri, ışığı seçebilir. şimdilik bukadarı elinden. doğş , özellikle cisimlere bakmak yeteneğinden yoksundur. Gözleri, hareketlerini denetleme yeteneğine henüz erişememiştir. Bebeğinizin , şaşı baktığını gördükçe üzüntüye kapılabilirsiniz. Korkmayın, öyle kalmayacaktır. Şu anda göz yuvarlaklarını yönlendirmeyi başaramadığından ara sıra gözleri kaymaktadır. Şimdilik sizi tanıyabilirle durumunda değildir. Bildiğimiz kadarıyla, doğş , pencere ile lambayı ayırt etme yeteneğinden yoksundur. dönemde yalnızca, ışık kaynağı dikkatini çekmektedir.
doğş bebeğin duygularından sözetmek kuşkusuz çok . Ancak, bazı duyguları, hem de çok yoğun olarak hissettiğini söyleyebiliriz. gerçeği yalnız anne- değil, bebeğin yakın çevresinde olan herkes bilmek zorundadır: doğar doğmaz, doğmadan önce, hoşnutluk ve hoşnutsuzluğu bilmektedir. Yani, psikolojisi vardır. bebeği anlamaya ve ona yardım etmeye çalışmak için gerçeği hesaba katmak koşuldur.
YENİ DOĞŞ NELER DÜŞÜNÜR? (PSİKOLOJİSİ)

Bebeğin minicik aklından neler geçer acaba? O, yetişkinler , kendisiyle dünyanın kalan kısmı arasındaki ayırımın henüz bilincinde değildir, örneğin; başımıza çekiçle vurulacak olsa, bizden parça olarak, başımızın acıdığını hissederiz. Yani acının bilincine varırız. Oysa, çekiçle vurma, dış dünyadan, yani dışımızdan olaydır. doğş için durum farklıdır. Çekiç darbesi ve acı, onun ne içinde, ne de dışındadır. Yalnızca acı vardır onun için. başka deyişle doğş , yandan dünya, diğer yanda da kendisinin olduğunu bilemez. ayırımı yapamamaktadır henüz.
Bebeğin dünyası da onunla birlikte doğar. Olaya doğş bebeğin görüş açısından bakarsak, onunla dünya tek varlıktır. Doğum anından itibaren -dünya varolmuştur. Ancak, varoluş için zamanlar hiç de zevkli değildir. Aksine, sinirlidir . Küçük dünyasında, pekçok şey yolunda gitmemektedir, yorgundur, gereksinmeleri vardır. Eh, bunlarda minik konuğumuzu kusursuz etmeye yeter de değil mi? Doğumdan hemen sonra, bebeğin duyduğu hisleri, terkedilmişlik, yalnızlık, ve şeklinde özetleyebiliriz.
Ancak, günlerin huzursuzluğundan sonra, yepyeni unsur ılır şamına: zevk ve hoşnutluk. Emme ının ilkel zevk duygusuyla bağlantılı olduğu, bugün tartışmasız, herkesçe edilen gerç. Emmek, için refleksten derin, anlamlı . Emmeyle birlikte çok önemli gerçekleşmektedir. zevk verici şeyi içine katmaya, o zevkle özdeşleşmeye çalışmaktadır, işte bebeğin şamındaki ayırım. itibaren zevki kendine katmaya, hoşnutsuzluk verici şeyleri ise, kendinden uzaklaştırmaya çalışacaktır. arada kendinden bazı şeyleri de reddedecektir, örneğin; rahatsız organlarını. Buna karşın, dış dünyanın hoşuna giden bölümünü, örneğin, annesinin memesini, kendi içine alacaktır. Böyle o\unca, evren, doğş için, kendi, diğeri ise, dış dünya olmak üzere değil, zevk (kl “dıştan da gelse ona aittir) ve hoşnutsuzluk ( kendisinden doğsa da ona yabancıdır) şeklinde iki bölüme ayrılacaktır.
doğş bebeğin tutumu: İyiyi kendine katma, kötüyü ise, reddetme eğilimi, kendisiyle dış dünya arasındaki ayrımın tohumunu oluşturmaktadır. Başlangıçta, yalnızca, İçgüdüden ibaret olan unsurlar, örneğin emme ile özdeşleşme ve dışkıyı kendinden atma, yavaş yavaş psikolojik plana da kayacak, bebeğin kendine katma eğiliminde olduğu şeyler onunla, dışındakiler ise, çevreleyen dünyayla özdeşleşecektlr. Aylardan sonra erişeceği noktada , artık kimliğinin, başka deyişle, bağımsız şi olarak varlığının bilincinde olacaktır.
Zevk duygusu, yani emmek, doğş bebekte, önce, “terkedilmişlik ve yalnızlık” olarak tanımladığımız duyguyu siler. Şimdi ona ait, özdeşleşeceği şeyi vardır. Buna, “arkadaş” da diyebiliriz. Hayat yolculuğunda kendisine arkadaş edinmiştir. da sizsiniz, annesi…

YENİ DOĞŞ BEBEĞİN KİŞİLİĞİ

Bebeğin karnı acıktığında, öfkelendiğinde da acı çektiğinde, farklı biçimlerde ağladığını söyledik. Ancak , karnı acıkan bütün bebeklerin, aynı şekilde, aynı tonda ağladığı, öfke, acı ve hastalık ağlamalarının da tüm için belirli kalıpları olduğu anlamına gelmez tabii. Her bebeğin çeşitli durumlarda, kendine özgü ağlama biçimi vardır. Belirli davranışlarının kendine has olduğu
Genç , bebekleri, “çok kötü” da, “fazla iyi” olduğu için kaygılanırlar. Gerçekte kötü da iyi yoktur. Her bebeğin, kendine has karakter ve davranış biçimi vardır, ikinci bebeğinizi doğurduysanız, ilki davranmasını beklemeyin, iki kardeş birbirlerinden bütünüyle farklı olabilirler.
Kimi sakindir. Sürekli uyur, meme emme ı gelince, mırıldanıp, homurdanmakla yetinir. de heyecanlı vardır. Karınları tokken, görünürde belli rahatsızlıkları yokken de bağırıp, ağlarlar, kıvranırlar. Çok olaylara şiddetli tepki gösterirler.
Kısaca özetlersek, doğum anından itibaren kendine özgü tavırlar edinir, yani şiliği gelişmeye başları..
Peki, arasındaki denli büyük davranış farklılıklarının sebebi nedir? şilik özelliklerinin kısmen kalıtsal olduğu, hepimizin bildiği gerç. önce de belirttiğim , çocuğun özelliği, diğeri de tamamen başka özelliği kalıtım yoluyla edinebilir. Kısaca genelleme yapacak olursak, bebeğin şiliğinin belirli bazı yönlerinin anne-babadan geçen mirastan oluştuğunu anlayabiliriz. Ancak, diğer takım özellikler, çevrenin etkisiyle biçimlenir. Hamileliğin gidişi, yani ana rahmi içindeki şam koşulları, arkasından doğum sonrasındaki olaylar ve hayati mekanizmaların bunda büyük rolü vardır. Örneğin, anne-babanın doğan bebeği karşılayış biçimi büyük önem taşır. Gereğinden fazla kaygı, aşırı ruhsal gerilim, abartmalı , küçüğün davranışlarını belirli ölçülerde etkiler. Bebeğin huysuzluğu çoğu , anne-babanın endişelerinin yansımasından başka şey değildir.

Ünlü Amerikan psikologu, “bebekleri anlamak değildir. şamımızın zamanlarını anımsayamıyoruz … Hiç şamın, ayları kadar önemli olamaz. Ancak öyle olduğu halde, dönemde şadıklarımız büyük hızla siliniverirler belleğimizden. Bunları yeniden anımsamamız, belleğimizin yüzeyine çıkarmamız olanaksızdır,” diyor. Hepimiz zamanlar bebektik. hiç birimiz, o günleri anımsayamıyoruz. nedenle , için anlaşılmaz sır hâlâ… üstelik tasa kaynağı da. Aramıza gelişinin tadını çıkaracak yerde faydasız, zararlı kaygıların kaynağı yaparız.
Benliğimiz tümüyle onunla dolar. Yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla… , için olduğu kadar, onun İçin de zararlıdır. Dünyaya adımını atan , her şeyden önce, sakin, ferah ve huzurlu ortama gereksinme duyar. Gülümseyerek karşılayın . Kaygılı, soluk surat göstermeyin.
önce de söylediğim , bebeğin sorunları doğumla birlikte , iyi niyetin yaklaşımlarla da olsa, sorunlar yaratmamak gerekir. Fazla dikkatli ve titiz babanın, kundak bezleri da çarşaflar yüzünden anneyle tartışması anlatımla hır-gür konusu olmak, bebeğe hiç fayda sağlamaz.
KİME BENZİYOR?
doğş , aile içi ve dışında hemen her aşağıdaki dört şıktan ikisinin şimiyle karşılanır:
1. Güzel
2. Çirkin
3. Babasına benziyor
4. Annesine benziyor
Konuşan olursa, hakkındaki görüşünü, büyük olasılıkla, 1-4 (güzel ve annesine benziyor) şıklarıyla açıklar. Babanın babası ile annenin annesi de aynı fikirdedir. Babaanne genellikle, 1-3 (güzel ve babasına benziyor) şimini tercih eder. Annenin babası hiç kuşkusuz şıkkı, (güzel) eder. güzelliğin taraftan geldiğine her emin değildir.
sıfatların dördünün de tartışma konusu olabileceğini söylemeye . Bebeğin güzel mi, çirkin mi olduğunu, babasına mı, yoksa annesine mi benzediğini belirlemek âur. Bazan melek yüzlü, pembe beyaz, tombul bebeğin karşısında büyülenir kalır insan. Kimi bebeğe de hoşgörülü dille, “zavallı kurbağacık” yakıştırması yapılır. hiç belli oimaz. de bakarsınız, birkaç ay sonra o küçük melek, çirkin çocuk olup çıkmış, kurbağacığın yerini, şipşirin yavrucak almış. Benzerliklere gelince… Doğum sonrasında, bebeğin “babasının kopyası” olduğuna yemin edilir. aradan çok’ geçmeden, de bakarsınız teyzesinin kopyası olup çıkar.

ve emzirme kadın için doğal ve fizyolojik olaylardır. ve emzirme döneminde kadının beslenmesindeki ç;

• Kendi fizyolojik gereksinimlerini karşılayarak, vücudundaki besin öğeleri yedeğini dengede tutmak.

• Bebeğin normal büyümesi ve salgılanan sütün gerektirdiği enerji ve besin öğelerini olarak karşılamaktır.

biçiminiz nasıl olmalı?
Besin gruplarını, besinlerin ne içerdiğini ve ne kadar tüketmek gerektiğini yeteri kadar iyi biliyor muyuz?

Et Grubu
Yumurta, et, tavuk, balık, peynir, hindi benzeri proteinden zengin besinlerden oluşur. Bunlar, özellikle , B12 vitamini, fosfor, B2, B6 , folik asit önemli besin ögelerinden zengindir. Balıkta bulunan omega 3 ğ asitleri gereksinimi emzirme döneminde , nedenle haftada en az 2-3 porsiyon balık tüketilmelidir. gruptan her gün en az 3-4 porsiyon tüketilmesi önerilir. ğlı et ürünleri, tavuğun derisi, kızartmalar, direkt kömür ateşinde pişmiş etler sağlığınıza zarar verdiği çok da kalorilidir. Fazla protein alımı, sanılanın aksine süt yapımını arttırmaz. Aksine fazla kalori alımına ve böbreklere aşırı yüklenilmesine neden .

Süt Grubu
Süt, yoğurt, kefir, ayran, kımız. besinler kalsiyumun en zengin olduğu gruptur. B12, B6, A Vitamini çok besin ögesinin de en önemli kaynağıdır. Günde en az 3 bardak ğsız yarım ğlı süt grubundan tüketmelisiniz. Emzirme döneminde 1200 mg civarında kalsiyum ihtiyacı vardır. 1 bardak sütte 240 mg kalsiyum bulunur. ğsız süt aldığınızda avantajlı olursunuz. En azından ğdan kalori azalır ve besleyici değeri de değişmez. Yeterli kalsiyum alınmadığında osteoporoz riskinde artış olmaktadır. Üstelik yeterli kalsiyum alımı ünde yardımcıdır ve obezitenin önlenmesi için önemli unsurdur.

Sebze-Meyve Grubu
A, C, K vitaminin ve potasyumdan zengin oluşunun yanı sıra önemli ölçüde su ve karbonhidrat gereksinimini de karşılar. İçerdiği antioksidan maddelerden dolayı bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Günde 3-4 porsiyon meyve ve 2-3 porsiyon sebze tüketin. Antioksidan vitaminler ve biyoaktif şenlerce zengin olan sebze ve meyvelerden her gün en az 5 renk yemeğe çalışın. Çünkü sebze ve meyvelere rengini veren maddeler, sağlığımız için çok önemli şenler içerirler.

Tahıl Grubu
Ekmek, pilav, makarna, bisküviler, krakerler, patates, leblebi nişasta içeriği zengin besinleri kapsar ve ihtiyacımız olan enerjimizin en önemli kaynağıdır. Özellikle taneli tahıllar, beyazlatılmamış ürünler kan şekeri dengesini sağlamada önemli yer tutar. Günlük 12-14 porsiyon (2 kaşık pilav makarna, 1 dilim ekmek, ¼ simit, 1 çay bardağı leblebi, 4 kaşık kurubaklagil yemeği, 1 boy patates porsiyondur) tahıl grubundan besini mutlaka tüketmeye çalışın. 2 kaşık pilav makarnanın, 1 kase çorbanın, ¼ simidin, 1 patatesin, 3 kestanenin, 2 adet bisküvinin dilim ekmeğe eşit olduğunu unutmayın. Ekmekte ğ olmadığını, dolayısıyla ekmek yiyerek şişmanlanmayacağını bilmelisiniz.

ğ Grubu
Zeytinyağı, ğlı tohumlar, fındık, ceviz, mayonez, tereyağ v.b besinlerden oluşur.
ğ grubundaki besinler, önemli ölçüde enerji ihtiyacımızı karşılamamızı ve ğda eriyen vitaminlerin vücutta kullanılmasını sağlar. Özellikle bitkisel sıvı ğlarda bulunan doymamış ğ asitleri süt veriminizin artmasında önemli rol oynar. ı ğları hayvansal gıdalarla aldığınız için, günde tüketeceğiniz 20-30 gr sıvı ğ ihtiyaçlarınızı karşılamaya yeterlidir. da yemeklerle birlikte almalı ve kesinlikle ğı kavurup yakmamalısınız.

5 adımda sağlıklı beslenin, formda kalın.
Diyet şiye özeldir. Ayrıca sabah kibrit kutusu büyüklüğü peynirle başlayan diyetler insanlarda tepkilere neden olmaktadır. Esnek program için adım adım yapılması gerekenleri birlikte takip edelim.

1. Adım
Yediklerinizi kaydedin.
Yediklerinizi tüm ayrıntısı ile yedikten hemen sonra deftere yazın ve yazdıklarınızı sık sık edin. saatte, ne yemişsiniz? Ne kadar yemişsiniz? notlar sizin için önemli olacaktır. Çünkü sonraki gün ne yiyeceğinizi, neleri azaltmanız gerektiğini önceki günün kayıtlarına bakarak karar verebilirsiniz. Örneğin süt- yoğurt tüketmeyi unutuyorsanız, kayıtlar size hatırlatacaktır. yemelerinizin yoğun olduğunu görüyorsanız yemeklerinizi öğünlere dengeli dağıtmalısınız. Öğle yemeğini geçiştiriyorsanız akşam fazla yediğinizi fark edebilirsiniz. Akşam yemeği sabah ve öğlen öğünlerine göre az önemlidir. Ayrıca akşam fazla yemenin alımına sebep olabileceğini unutmayın.

2. Adım
Besin gruplarını, içeriklerini ve kadar tüketmek gerektiğini öğrenin.
Doğada yaklaşık 40 bin çeşide yakın besin bulunur. Birbirine besin değeri ve besin öğeleri yönünden benzeyenler aynı grupta toplandığında karşımıza et, süt, sebze-meyve, tahıl ve ğ grubundan oluşan 5 temel besin grubu çıkar. besin gruplarını en iyi şekilde öğrenerek ihtiyacınız kadar tüketmelisiniz.

3. Adım
Güvenli gıda seçmeye özen gösterin.
Besinleri satın alırken uygun ambalajlanmış olması, uygun sıcaklıkta saklanmış olması, sağlıklı pişirme yöntemi uygulanmış olması ve hijyenik koşullarda üretilmiş olması çok önemlidir. Örneğin, gereksiniminiz olan kalsiyumu karşılamanız için günde en az 3 bardak süt yoğurda ihtiyacınız var, eğer açıkta satılan ürünlerden seçerseniz besin zehirlenmesi riski ile karşı karşıyasınız demektir. Ayrıca evde kaynatarak hazırlanan sütlerin kaynatma esnasında sütün besin değerinin %90`ını kaybettiğini unutmayın.

İnsan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıyan, özel ısıl işlemlerden geçerek hazırlanan ve soğuk zincir yöntemiyle korunan UHT ve pastörize sütleri tercih edin.

Balık tüketmenin öneminden bahsettik. Kızartma balık yediğinizde yararları tarafa vücudunuza kanserojen çok maddeyi almanız söz konusudur, nedenle sağlıklı olan fırında pişirme yöntemini tercih etmelisiniz.

4. Adım
Sıvı alımınızı arttırın.
Özellikle günde 3 litre su için. Çay, kahve, kola kafeinli içecekler vücuttan fazla miktarda su kaybedilmesine ve kalsiyumun kemiklerden atılımını hızlandırmasına neden . nedenle sıvı gereksiniminizi başta su, süt, ayran, meyve suyu içeceklerden karşılayın. Burada unutmamanız gereken 1 bardak meyve suyunun 2 porsiyon meyvenin kalorisine eşit olduğudur.

5. Adım
Hareketlerinizi arttırın.
Vücuda alınan fazla enerjinin sadece hareket ederek harcanabileceğini unutmayın. Yaklaşık 1 dakika merdiven çıkarak 1,2 kalori, 1 dakika yürüyüş ile yaklaşık 0.7 kalori harcarsınız. Egzersiz, enerji harcanmasına yardımcı olduğu vücudun kimyasını etkileyerek hormonal salınımı düzenler ve mutlu olmayı sağlar.

Bebeklik dönemi :  Doğumdan 1. ş gününe kadar geçen süreye (0-12 ay) bebeklik dönemi denir. Bebeklik dönemi, özelliklerine göre ikiye ayrılarak incelenebilir.

Yenidoğan dönemi: Doğumdan 28. güne geçen süredir. Işığı ayrıt edebilecek kadar görür.

Günün büyük kısmını uykuda geçirir. Emme, yakalama, tutunma, arama bazı reflekslere sahiptir. Başını dik tutamaz, çevreye ilgisi yoktur. Sadece gürültüyü algılayabilir. Sorunlarını ağlayarak dile getirir. , her yönüyle anneye bağımlıdır.

                Yenidoğan sonrası dönem: 1-12 ay arası dönemdir. Hızlı bedensel büyüme dönemi olan dönem sonunda , doğum ağırlığının 3 ına erişir. Boyu da doğum uzunluğunun yarısı kadar uzar.

Annenin sevgisi ve bakımı bebeğin güven duygusunun gelişmesine yardımcı . İstekleri ında giderilen, bakımı düzenli olarak yapılan, düzenli beslenen mutlu, güvenli hayat sürer. da bebeğin ileride geliştireceği şiliği olumlu yönde etkiler. 2. aydan itibaren baş ü gelişir. Hareketli cisimleri izlemeye ellerini etmeye başlar; uzanmaya çalışır. Sesi izler, güler. 5. ayda ters dönebilir, uzandığı nesneleri yakalayabilir. 6. ayda destekle oturabilir, eline aldığı kaşıkla vurarak ses çıkarabilir. Yabancıları ayırt edebilir. 7. aydan itibaren desteksiz oturabilir. İ eliyle de cisimleri tutabilir. kaşığını ağzına götürebilir. 8. ayda kolundan destek olunca doğrulup oturabilir. Cisimleri yere atarak ses çıkarmayı sever. Cisimleri bırakıp alabilir. 9. aydan sonra destekle ayakta durabilir, yürümeye çalışır. Hece tekrarlarından oluşan “”, “dede” kelimeleri söyleyebilir. 10. ayda yardımsız ğa kalkar, kelimeleri tekrarlamaya çalışır, bardaktan su içebilir. 12. ayda elinden tutunca yürüyebilir. Eğilip yerden cisimleri alabilir. Söyleyebildiği kelime sayısı , sevgisini belli eder. Komik davranışlarını tekrarlar.

Bebeklik dönemindeki çocuk, acıdan ve zevk vermeyen olaylardan kaçar. Beklemeyi bilmez, engellenmekten hoşlanmaz. İhtiyaçlarının hemen giderilmesini bekler.